Archive for the ‘kampanya’ Category

İlkbaharı Kuşlarla Keşfetmeye Ne Dersiniz?

Havaların ısınmasıyla Afrika’dan Avrupa’ya doğru göç eden Leylek, Kırlangıç, Ebabil ve Guguk Kuşu gibi baharın habercisi kuşların ilk gelişleri, Yaşayan Bahar Kampanyası ile tüm Avrupa’da doğaseverler tarafından gözlenmeye başlandı.

Yaşayan Bahar Kampanyası, tüm doğaseverleri göçmen kuşların Avrupa’ya dönüşünü kutlamaya davet ediyor. Kampanyanın Türkiye temsilcisi Doğa Derneği, Leylek, Kırlangıç, Ebabil ve Guguk Kuşunu gözleyerek deneyimlerinizi “www.yasayanbahar.org” adresindeki Yaşayan Bahar web sitesinde paylaşmanızı bekliyor. Doğa Derneği Eğitim Koordinatörü Burcu Arık, “Yaşayan Bahar, Türkiye dahil 36 ülkede uygulanan geniş katılımlı bir kampanya. Katılmak için baharın habercisi olarak bilinen Leylek, Kırlangıç, Ebabil ve Guguk Kuşlarını gözlemlemek ve gözlemi www.yasayanbahar.org adresindeki web sayfasına kaydetmek gerekiyor. Böylece Avrupa’nın en büyük kuş gözlem etkinliğine katılabilinir. Göçmen kuşların, uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından Avrupa’ya gelişlerini her yıl düzenli izleyelim ve kutlayalım.” dedi.  Burcu Arık, “Kampanya aracılığıyla gezegeni paylaştığımız kuşları tanıtmanın yanı sıra onların göç yolculuklarında karşılaştıkları sorunları da dile getirmiş oluyoruz. Kuşlar göç yolları üzerinde beslendikleri ve üredikleri yaşam alanlarını hızla kaybediyorlar. Yaşayan Bahar Kampanyasına katılarak kuşların güzelliklerini ve onları korumanın önemini tüm Avrupa’ya duyuralım.” dedi.  Yaşayan Bahar Kampanyası 2006 yılından beri gerçekleştiriliyor ve katılım her yıl artıyor. 2008 yılında 56.000 olan gözlem kaydı, 2009 yılında 94.000 oldu. Gözlemler web sayfası aracılığıyla ya da Doğa Derneği’nin Hürriyet Caddesi, 43/12 Dikmen, Ankara adresine postalanarak paylaşılabilir.

Ayrıntılı bilgi için selda.bozbiyik@dogadernegi.org

Isn’t the only reason to use public transportation

TransportationPoster

toplu taşıma çevre dostudur.

Yüzüncü Yıl’da Bakkal vs. Süpermarket

Küçük esnafın kendini sürdürebilmesi için bir şey yapmalı…

100. Yıl Tansaş şubesi 24. yıl nedeniyle, gece kapanma saatini, 1 aylığına 22:00’dan 24:00’a aldı.

Daracık alanda Tansaş, Çağdaş, Bim, Meşhur Peynirci gibi pek çok marketten dolayı zaten sıkıntı yaşayan bakkallardan Fatih abi ile konuştuk.

Haberi olmayan 100. Yıl sakinlerini bilgilendirmek, duruma karşı sağduyu yaratmak ve zaten kazancının önemli kısmını gece saatlerinde sağlayan bakkalların tepkisini dile getirmesine araç olması için bu videoyu hazırladık.

Tansaş’dan 22:00’den sonra alışveriş yapmamanız dileğiyle…

Dünyayı 5 dakikalığına susturan çocuk

Yıl: 1992. Yer: Birleşmiş Milletler Dünya Zirvesi, Rio de Janerio.

O tarihte 12 yaşında olan Kanadalı Severn Suzuki üç arkadaşıyla birlikte para toplayıp toplantıya geliyor ve alıyor mikrofunu eline. Suzuki yaptığı bu konuşma ile “dünyayı beş dakikalığına susturan çocuk” olarak tarihe geçiyor…

“Merhabalar, ben Severn Suzuki, Çevresel Çocuk Organizasyonu (ECO) adına konuşuyorum.

Biz Kanada’dan 12 ve 13 yaş gurubunda olan çocuklarız ve bir fark yaratmaya çalışıyoruz; Vanessa Suttie, Morgan Geisler, Michelle Quig ve ben. Buraya gelmek için gerekli parayı kendimiz topladık ve beş bin millik yolu, siz yetişkinlere, yöntemlerinizi değiştirmeniz gerektiğini söylemek için geldik.

Buraya hiçbir gizli amacım olmadan geldim. Ben geleceğim için mücadele ediyorum.

Benim geleceğimi kaybetmem, bir seçimi kaybetmek gibi bir şey değil. Ya da stok piyasasında birkaç puan kaybetmek değil. Ben burada bütün gelecek nesiller için konuşuyorum.

Ben, dünyanın her tarafında çığlıkları duyulmayan ve açlıktan ölmek üzere olan çocuklar için konuşuyorum.

Ben, dünyanın üzerinde gidecek başka yerleri kalmadığı için ölmekte olan sayısız hayvan adına konuşuyorum.

Ben, şimdi gün ışığına çıkmaya korkuyorum, çünkü ozonda delikler var. Havayı ciğerlerime çekerken korkuyorum çünkü içinde hangi kimyasallar var bilmiyorum. Eskiden Vancouver’da babamla balığa giderdik. Birkaç yıl önce her tarafı kanserli bir balık bulduk. Ve şimdi gezegenimizdeki hayvanların teker teker soylarının tükendiğini öğreniyoruz. Sonsuza kadar yok oluyorlar…

Hayat sürem içinde, sürüler halinde dolaşan vahşi hayvanları görebilmeyi düşlüyorum. Yabani kuşları ve kelebeklerle dolu yağmur ormanlarını… Fakat şimdi merak ediyorum bunlar benim çocuklarımın görebileceği zamana kadar bile dayanabilecekler mi?

Benim yaşlarımdayken böyle küçük şeyler için endişelenmek zorunda kaldınız mı? Bütün bunlar şimdi gözlerimizin önünde oluyor ve bizler, sanki elimizde sınırsız çözüm olanağı ve sınırsız zaman varmış gibi davranıyoruz. Ben sadece bir çocuğum ve bütün çözümlere tabii ki sahip değilim. Fakat farkına varmanızı istiyorum ki bütün çözümlere siz de sahip değilsiniz:

· Ozon katmanındaki deliği nasıl onaracağınızı bilmiyorsunuz.
· Su akımı öldüğünde Somon balığını nasıl geri getireceğinizi bilmiyorsunuz.
· Şimdi soyu tükenmiş olan hayvanları nasıl geri getireceğinizi bilmiyorsunuz.
· Şimdi yerlerinde koca çöllerin olduğu ormanları nasıl geri getireceğinizi bilmiyorsunuz.

Madem nasıl onaracağınızı bilmiyorsunuz, o halde lütfen bozmaktan vazgeçin!

Burada hükümetlerinizin temsilcileri olabilirsiniz, iş adamları, organizasyoncular, gazeteciler ya da politikacılar; fakat gerçekte siz annelersiniz ve babalarsınız, teyzelersiniz, amcalarsınız ve hepiniz birilerinin çocuklarısınız.

Ben hala bir çocuğum ama biliyorum ki hepimiz ailenin bir parçasıyız, 5 milyar gücünde daha geniş bakacak olursak 30 milyon tür gücünde ve hepimiz aynı havayı paylaşıyoruz, aynı suyu ve toprakları. Sınırlar ve hükümetler bunu asla değiştiremez.

Ben hala bir çocuğum ama burada aynı şeyin içinde olduğumuzu biliyorum ve tek bir dünya gibi tek bir amaca doğru ilerlememiz gerekir.

Kızgın olsam da kör değilim, korku içinde olsam da dünyaya nasıl hissettiğimi söylemekten korkmuyorum.

Benim ülkemde çok fazla israf var. Satın alıyoruz ve atıyoruz, satın al ve at gitsin ve kuzey ülkeleri henüz yoksul olanlarla paylaşmıyor. İhtiyacımızdan fazlasına sahip olmamıza rağmen, zenginliğimizin bir miktarını kaybetmekten korkuyoruz.

Paylaşmaktan korkuyoruz…

Kanada’da ayrıcalıklı bir yaşam sürüyoruz. Çokca yiyeceğimiz, suyumuz ve barınağımız var. Saatlerimiz, bisikletlerimiz, bilgisayarlarımız ve televizyonlarımız var. Bu listeyi bitirmek iki gün alabilir.

İki gün önce burada Brezilya’da, sokakta yaşayan çocuklarla birlikte vakit geçirdik ve gerçekten şok olduk. Bu çocuklardan bir tanesi şöyle dedi: “Keçke zengin olsaydım. Eğer zengin olsaydım, bu sokaklarda yaşayan bütün çocuklara yiyecek, elbise, ilaç, sığınacak bir çatı, sevgi ve şefkat verebilirdim.”

Sokakta yaşayan ve hiçbir şeyi olmayan benim yaşımdaki bir çocuk paylaşmaya bu denli gönüllüyse, neden biz her şeye sahip olanlar hala bu kadar açgözlüyüz?

Benimle aynı yaşta olan bu çocukları düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum, nerede doğmuş olduğunuz nasıl da büyük farklar yaratıyor. Ben de onlardan birisi olabilirdim, Rio’nun Favellas bölgesinde yaşayanlardan. Ya da Somali’de açlıktan ölmek üzere olanlardan birisi olabilirdim. Ortadoğu’da savaş kurbanı olanlardan birisi veya Hindistan’da bir dilenci…

Ben henüz sadece bir çocuğum, ama savaşlar için harcanan onca para yoksulluğun ve çevresel çözümlerin bulunmasında kullanılsa, dünyanın nasıl harika bir yer olabileceğini biliyorum.

Okullarda, hatta anaokullarında bile bize nasıl davranacağımızı öğretiyorsunuz:

· diğerleriyle kavga etmeyin,
· çalışkan olun,
· diğerlerine karşı saygılı olun,
· dağıttığınızı toplayın,
· diğer canlılara zarar vermeyin,
· paylaşın, açgözlü olmayın.

Peki madem öyle, bize yapmamamızı söylediğiniz şeyleri neden sizler yapıyorsunuz?

Bu toplantıya katılan sizler sakın unutmayın bunu kimler için yaptığınızı, bizler sizin kendi çocuklarınızız. Nasıl bir dünyada yetişeceğimize sizler karar veriyorsunuz. Ebeveynler çocuklarını rahatlatabilmek için “Her şey güzel olacak” diyebilmeli ve “Elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz” ve bir de “bu dünyanın sonu değil”…

Ama artık bunları söyleyebileceğinizi sanmıyorum. Sizin öncelikler listenizde bile yer alabiliyor muyuz?

Babam her zaman “Sen yaptığın şeysin, söylediğin değil” der ve sizin yaptıklarınız geceleri beni ağlatıyor.

Siz yetişkinler bizleri sevdiğinizi söylüyorsunuz. Size meydan okuyorum, lütfen yaptıklarınız sözlerinizi yansıtsın…

Teşekkürler.”

Kaynak: Fikir atölyesi

Tüketici Örgütleri Federasyonu Bakanlığın Tüketicileri ve Kamuoyunu Yanılttığını Açıkladı

Federasyon adına Genel Başkan Fuat Engin imzası ile yayınlanan açıklamada, GDO’ların yasaklandığı havasını yaratan açıklamaları ile Bakanlığın tüketicileri ve halkı yanılttığı, halbuki Yönetmelik ile yasaklamanın değil, serbestleşmenin getirildiği ifade edildi.

Açıklamada şu hususlara değinildi.

Tarım Bakanlığı Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara (GDO) ilişkin çıkardığı “GIDA VE YEM AMAÇLI GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR VE ÜRÜNLERİNİN İTHALATI, İŞLENMESİ, İHRACATI, KONTROL VE DENETİMİNE DAİR” Yönetmelikle ilgili yaptığı basın açıklamasıyla tüketicileri ve kamuoyunu yanıltmaktadır.

Bu Yönetmelikte, “insan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunmasını riske sokanlar ile insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotikleri taşıyan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ve GDO lu ürünleri içeren gıda ve yem maddelerinin ithalatı ve bebek mamalarında kullanımı da yasaklandığına dair ifadelere yer verilmesine karşın,” Yönetmelikle esas olarak amaçlanan, GDO ların, GDO’lu gıda maddelerinin ve yemlerin ülkemize girişinin serbest bırakılmasıdır.

Yönetmelikte hedeflenen bir başka amaç ise, bir adım sonra çıkarılacak kanunla ülkemiz tarım alanlarında GDO lu tohumların ekimine olanak sağlamasıdır.

YÖNETMELİKTE;

GDO’lu ürünlerde kullanılan antibiyotik direnç geninin insan ve hayvan sağlığı açısından son derece zararlı olması nedeniyle yasak olduğu,

GDO lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması yasak olduğu belirtilmesine karşın, yönetmelik içeriğinde, “Tarım Bakanlığınca izin verilen GDO ve diğer GDO’lu yem ve gıdalarla ilgili her zaman yeni düzenlemeler yapabileceği, ülkemize giren GDO ve ürünlerinin kayıt altına alınması ve ürünün takibinin sağlanacağı, GDO ile ilgili risk değerlendirme çalışmaları yapılacağı, GDO kullanılarak elde edilen gıdaların etiketlenmesi gibi düzenlemelerin bulunması,” kamuoyunun ve tüketicilerin nasıl yanıltılmaya çalışıldığını çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

GDO’lu yemlerle beslenen hayvanların ve ürünlerinin etiketlenmesine ilişkin hiçbir uygulamanın yönetmelikte yer almaması GDO lu yemlerlerle beslenen hayvanların et-süt ve diğer işlenmiş ürünlerini tüketen tüketicinin sağlık ve güvenliğin hiçe sayıldığının bir başka göstergesidir.

GDO’lu ürünlerin bebekler için yasaklanması, anne -baba ve büyükler için serbest bırakılarak toplum sağlığını ciddi biçimde tehlikeye atılmaktadır.

GDO’lu gıda maddesiyle beslenen anne kendi gördüğü zarar ile birlikte hamile ise karnındaki bebeğine, yada emzirdiği bebeğine verdiği/vereceği zararın sorumlusu kim olacaktır.

GDO’ların biyoçeşitliliği yok edici etkileri pek çok bilimsel araştırma ile ispatlanmışken tüketici sağlığına ve çevreye yönelik olumsuz etkilerinin görmezden gelerek yönetmeliğin dayanak yapıldığı kanunlarla çelişmesi yanında, yönetmelikte “GDO’suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO’suz olduğuna dair bilgilerin yazılmasının yasaklanması” gerçekten bu yönetmeliğin kimlere hizmet ettiğini açıkça göstermektedir.

GDO’lar açlığa çare değildir,

GDO ların, GDO’lu gıda maddeleri ile yemlerin ülkemize girişi serbest bırakılmamalıdır.

Gerçekler Tüketicilerden saklanmamalıdır. Tüketiciler doğru bilgilendirilmelidir.

Fuat Engin
Tüketici Örgütleri Federasyonu Genel Başkanı

ekolojistler.org haber 30.10.2009

Mutlu Köy

ekolojiyecanverin-01

Mutlu Köyün Ekolojik Öyküsü

almayın verin ekolojiye can verin .