Archive for the ‘haber’ Category

14 cm’lik çinekop almayın!!

Aşağıdaki haberde tüketiciler için bir çağrı var. 14 cm’lik henüz yumurta vermeyen çinekop almayın diye.
Denizlerde balıklarımız günden güne azalırken, dikkate almakta fayda var diye düşünüyorum..

İş başa düştü!”
Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar kurucu lideri Defne Koryürek “iş başta düştü!” dedi ve bir çağrıda bulundu.

“Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın Boğaz’ı gırgır avına açmasının tasası giderilemeden, size bir haberim daha var, malesef: Karadeniz’de ve Boğaz girişinde gırgır tekneleri çinekop çekmeye başladılar, bu hafta itibarıyla balık tezgahlarında ve lokantalarda boy gösterir artık.

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı 14cm’lik çinekopu yasal av kabul ediyor, biliyorsunuz. Dolayısıyla yasanın takipçisi Sahil Güvenlik de bildiği halde durumu ve kampanyamızın haklılığını teslim ettiği halde tüm toplantılarda… Yasa 14 cm’i kabul ettiği için “çinekop avlanıyor burada” diye şikayet edeceğimiz hiç bir merciimiz yok!

Balıkçımız da ne zamandır bereketli bir av beklemekte ve bir yandan küresel ısınmanın etkisi, bir yandan azalan av kaynakları ve diğer yandan da üzerindeki borcun baskısı… Ona güvenme, avlamamasını isteme imkanımız da yok!

Oysa biz biliyoruz ki, 14 cm’lik çinekop henüz yumurta bırakmamış lüferdir ve lüferin soyu da tükenmekte!

Dolayısıyla iş gene bize düşüyor dostlarım:

– Gittiğiniz her yerde lüferin yavrusuna çinekop ve sarıkanat dendiğini vurgulayın.
– Sağ elinizin karışını açın, ölçün. metre her daim taşıyamazsınız ama elinizle göz kararı da olsa ölçebilirsiniz size sunulan balığı: 24 cm’in altında lüfer balığını almayın, yemeyin.
– Tezgahında iri lüfer gördüğünüz balıkçıyı, sarıkanat ve çinekop satmayan lokantacıyı onurlandırın, alış verişinizi ondan yapın, dostlarınızı ona yönlendirin, destek çıkın
– Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na bir soru dilekçesi gönderin: “Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar hareketi 14 cm’lik çinekopu avlamaya devam ettiğimiz taktirde lüferin soyunun tükeneceğini söylüyor, Tarım Bakanlığı bu konuda bir çalışma yapıyor mu?” diye sorun.
– Bugün tanesi 5 liraya gelmeyen çinekop, tanesi 35 liralık lüferin yanında “ucuz” görünebilir, ama o canım balığın çinekop haliyle 5 lira, bir yıl sonra lüfer halinde ise 35 lira geldiğini unutmayın. çinekop yemeyerek hem lüferin soyuna, hem balıkçımızın kazancına, hem de doğamızın sürdürülebilirliğine katkınız olduğunu herkese anlatın.

Ucuz bir çinekopa çocuklarımızın lüferini sattırmayalım!

İş gene bize düştü dostlarım.
Dolayısıyla hadi!
İş başına…

Biz de balıkçımız da lüfere hasret kalmayalım!”

Dünyayı kurtaracak kurs…

Tüm bu yaşadığımız çevre sorunlarına karşı koyabilmek ve sürdürülebirlir bir yaşamı benimseyebilmek için harika bir yöntem var. Permakültür… Türkiye’de permakültür üzerine çok güzel adımlar atıldı.
Bunlarda biride İstanbul’da permakültür kursu, hemde kurucusu Bill Mollison tarafından verilecek bir kurs.

Kurs 21 kasım-4 Aralık 2010 tarihinde İstanbulda olacakmış.
umarım katılabilenler olur.
Güliz

bir şenlik de böyle geçti

geride ne bıraktık:

Ambalajsız Dükkan!!

Ambalajsız” dükkan

Ambalaj malzemelerinin yarattığı kirliliği önlemek için Londra’daki bu dükkan bir çözüm buldu.

Ambalaj malzemelerinin yarattığı kirliliği önlemek için Londra’daki bu dükkan bir çözüm buldu.

Bu dükkandan alış veriş yapmak isteyenler kendi kutularını da yanlarında getiriyorlar.

Tıpkı eski günlerdeki gibi.

Dükkandaki ürün yelpazesi çok geniş. Fındık-fıstık, un, şeker, meyve-sebze, baharatlar, yağlar, sirkeler, peynirler, ekmekler… Dükkanın ismi ise anlamlı “Ambalajsız”…

2006 yılında küçücük bir dükkan iken öyle çok ilgi görmüş ki giderek büyümüş.

“Ambalajsız” dükkanın sahipleri neden böyle bir yöntem seçtiklerini şöyle anlatıyor: “Üç sebebimiz var. Birincisi bu yöntem çok daha ucuz. İkincisi ambalajların yarattığı kirliliği önlüyor. Üçüncüsü ise ambalajların üretimi için harcanan enerjiden tasarruf ediliyor.”

“Ambalajsız” dükkanda müşterilerden kendi sepetlerini, kutularını, kavanozlarını getirmeleri isteniyor. Diyelim ki getirmeyi unutanlar çıktı, dükkan size ödünç veriyor.

İlk ekolojik başkent

Umarım bu ekolojik başkent dünyadaki diğer illerede örnek olur, ve sürdürülebilir yaşama geçmenin zor olmadığını bize gösterir.
Güliz

İlk “Ekolojik başkent”
Stockholm AB Komisyonu tarafından 2010 yılının ekolojik başkenti seçildi.

Avrupa kamuoyu kültür başkentlerini duymaya alışmış olduğundan Stockholm’ün ekolojik başkent seçilişi medyada ve kamuoyunda yeterince yankı yaratmadı.

Oysa ekolojik başkentlik, hak ederek kazanılan bir unvan. Kültür başkenti unvanı gibi sırayla herkese dağıtılan bir mavi boncuk değil.

Günlük konuşma diliyle söylemek gerekirse, Stockholm ekolojik başkent ünvanını bileğinin hakkıyla kazandı. AB Komisyonu bir şehrin çevre dostu sayılabilmesi için ne gerekiyorsa Stockholm’de bulunduğunu saptadı. Ekolojik başkent seçiminde en önemli ölçü olarak atmosfere zararlı sera gazı salımının ne ölçüde azaltılmış olduğuna dikkat ediliyor.

Stockholm bu konuda çok başarılı ve dünyaya örnek gösteriliyor. 1990’dan bu yana fosil enerji kaynaklarını bırakıp adım adım yenilenebilir enerji kaynaklarına geçti.

Bu sayede sera gazı salımı Stockholm’de ülke ortalamasının yarısına düşürüldü. Stockholm’ün bu başarısı şu kıyaslama ile daha iyi anlaşılıyor:

ABD ve Avustralya’da atmosfere sera gazı salımı kişi başına yılda ortalama 20 ton, oysa bu miktar Stockholm’de 4 ton.

Peki Stockholm’de bu nasıl başarıldı ?

FOSİLDEN YENİLENEBİLİR KAYNAKLARA
1990’lı yıllarda çevre kirliliğinin insan hayatını ciddi şekilde tehdit ettiği belli olmuştu.

“Sürdürülebilir yaşam” kavramı da bu yıllarda gündemimize girdi. Bütün devletler değilse de, hümanist politik geleneği olan ülkeler, sürdürülebilir yaşam için ne yapılması gerektiği üzerine kafa yormaya, o yıllardan itibaren önlemler almaya başladılar.

İsveç bu ülkelerin başında gelenlerinden biriydi. Fosil enerji kaynaklarından vazgeçilip yenilenebilir enerji kaynaklarına geçilmesine karar verildi.

2050 yılında da fosil enerji kaynakları tamamen bırakılacaktı. Yeni yerleşim projeleri de sürdürülebilir yaşam anlayışına göre biçimlendi.

Stockholm’ün Hammarby Sjöstad semti bu anlayış temelinde inşa edildi. Eskiden bakımsız bir sanayi bölgesi olan bu semt, şimdi bütün dünyadan meraklıların ziyaret ettiği her şeyiyle ekolojik bir mahalle.

Bu mahallede ısınma ve aydınlanma için tamamen yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmakta.

ATIKLARDAN ENERJİ ELDE EDİLİYOR
Hammarby Sjöstad’da yer altına tüm atıkların yeniden dönüşümünü sağlayan bir altyapı sistemi kuruldu. Organik çöplerin, kağıt cinsi maddelerin ve dönüşüme elverişsiz çöplerin toplandığı bölümler oluşturuldu.

Bütün bu çalışmalarda estetiğe de dikkat edildi. Zaten Mälaren gölüyle Baltık denizini bağlayan kanalın bir yakasına kurulan bu modern mahalleye geniş pencereli, geniş balkonlu ve teraslı evleriyle tam bir Akdenizi havası verildi.

Binaların yanısıra yapay kanalların üstünden geçen küçük köprüler ve belirli noktalara yerleştirilen heykellerle çevre estetiğine de özen gösterildi.

O kadar ki evlerin önünde çöp kutusu yerine geçen silindir metal kutular bile ilk bakışta modern heykel hissi yaratabiliyor. Oysa kapakları farklı renkte olan bu silindir kutular çöplerin baştan itibaren ayrılmasına yarıyor ve günde iki kez hava basıncı sistemiyle yeraltındaki boru sistemine boşaltılıyor.

Organik çöpler gübre üretim merkezine gönderiliyor. Diğer çöpler de yakılarak imha ediliyor.

Ama bu yakma aşamasında elde edilen enerji, merkezi ısıtma sisteminde kullanılıyor. Atık sıvılardan ise arıtma tesislerinde biyogaz elde ediliyor.

Biyogaz evlerdeki ocaklarda ve belediye otobüslerinde kullanılıyor.

ÇEVRECİ YATIRIMLAR VE ÜLKE EKONOMİSİ
Çöplerden yararlanma konusunda örnek gösterilecek bir başka semt de Högdalen.

Hammarby Sjöstad ve Högdalen’deki gibi çevreci yatırımlarla Stockholm’ün sera gazı salımı ülke ortalamasının yarısına düşürüldü.

Avrupa’da ekolojik başkent projesi Stockholm gibi örneklerin özendirici olması için başlatıldı.

Geçen yıl yarışmaya 30’un üzerinde şehir katıldı. Stockholm Avrupa’nın ilk ekolojik başkenti ünvanını kazanırken, 2011 için de Hamburg seçildi.

Stockholm örneği, çevreci yatırımların hiç de zor olmadığını, uzun vadede de ülke ekonomisi için daha faydalı olduğunu gösteriyor. Zaten insan sağlığı ve sürdürülebilir yaşam için başka çare de yok.

Bez torba

Ordu’da naylon poşet yok”
Ordu Valiliği, doğaya zarar veren naylon poşetlerin kullanılmaması için bir kampanya başlattı.
Kampanya çerçevesinde vatandaşlara bez torba dağıtıldı.

Alışveriş sırasında elinize tutuşturulan naylon poşetler, denizdeki canlıları zehirliyor, içme suyumuzu tüketiyor…
Güncelleme: 09:03 TSİ 29 Aralık. 2009 Salı
Ordu’da Valilik ile üniversitenin ortaklaşa yürüttüğü kampanyanın amacı çevreye zararlı maddelerin kullanımının azaltılması.

Kampanyayla bez torbaların kullanımını artırmak hedefleniyor. Çünkü bez torbalar doğaya çok daha az zarar veriyor.

Vatandaşlara bu çerçevede bez torba dağıtıldı.

Kopenhag’da neler oluyor?

Danimarka tarafsızlığını kaybetti: hükümsüzdür”
İklim Zirvesi’ni takip eden gençlerin kaleminden: “Medyaya sızan politik bildirge, nam-ı diğer “Danimarka Metni” iklim zirvesinin kapalı kapılar ardındaki yüzünü gösterdi ve şüpheci aktivistleri haklı çıkardı…”

İlişkili fotoğrafları göster

Cem Gündoğan-İklim için gençlik hareketi
ntvmsnbc
Güncelleme: 12:09 TSİ 14 Aralık. 2009 Pazartesi
Dedikodular gerçeğe dönüştü. Geçtiğimiz günlerde basına sızan ve Danimarka Hükümeti tarafından hazırlandığı kaydedilen “politik bildiri”, zengin ve gelişmiş ülkelerin Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nden kapsamlı ve hukuken bağlayıcı bir anlaşma değil politik vaatler içeren içi boş bir metinle eve dönmeye çalıştıklarının kanıtı oldu.

Özellikle Güney ülke delegelerinin ve sivil toplum temsilcilerinin tepkisini çeken metnin başlığı Kyoto Protokolü’nün altının oyulmaya çalışıldığını açıkça belirtiyordu: “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi – Kopenhag Antlaşması”. Bu metin, Kyoto Protokolü’nün çizdiği “sanayileşmiş ülkeler ve diğerleri” sınırını yok sayıp yerine en az gelişmiş ülkeler haricindeki tüm ülkeler için yüzdeye dayalı salım azaltım hedefleri öngören bir yaklaşım öneriyor. Metin ayrıca, normalde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında Ek-1 taraf ülkeleri dışındaki ülkelere sağlanması öngörülen finansal ve teknolojik yardım tedbirlerinin, yeni anlaşma ile birlikte ülkelerin kompleks salım izleme önkoşullarını sağladığı oranda bu tedbirlerden yararlanmasını öngörüyor. Hali hazırda oluşmuş müzakere bloklarının yeniden şekillenmesi ve zaten görece olarak zayıf olan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ellerinin daha da zayıflatılması ile sonuçlanabilecek bu süreç taraflardan sert tepkiler aldı.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası, bu metnin basına sızmasından doğabilecek güvenilirlik kaybını engellemek adına bir bildiri yayınladı. Sekretarya Başkanı Yvo de Boer, taslak metinin Danimarka Başbakanı tarafından sunulan bir karar önerisi olduğunu belirtti ve metnin müzakere sürecinde herhangi bir resmiyetinin bulunmadığını yineledi.

Haberin devamı ↓
——————————————————————————–
reklam

——————————————————————————–

Fakat taslak hakkındaki tüm bu açıklamalar, Güney ülkeleri delegelerinin kızgınlığını dindirmedi. G77 ve Çin müzakere bloğunun (132 ülkeyi temsil ediyor) Sudan’lı sözcüsü Lumumba Di-Aping, Danimarka Başbakanı Lars Lokke Rasmussen’in tarafsızlığını kaybettiğini ve dahası zengin ülkeleri koruma yanlısı olduğunu açıkça gösterdiğini söyledi. Bunun yanı sıra, “Pan Afrika İklim Adaleti İttifakı” üyelerinin sert protestosu müzakerelerin yapıldığı salonda yankılandı: “Sıcaklık artışını 2 derecede sınırlamak intihardır! Sadece bir Afrika var ve artış 1 derece ile sınırlanacak!”.

Metin hakkındaki eleştiriler yalnızca metnin içeriği ile ilgili değil hazırlanış yöntemi ile de ilgili. Kopenhag’da bir demokrasi açığı söz konusu. Taraflar Konferansı (COP) Sekretaryası, Birleşmiş Milletler karar alma mekanizmalarını by-pass etmekle suçlanıyor. Friends of the Earth (Dünya’nın Dostları) Malezya şubesi Onursal Sekreteri Meena Raman “Sızan Danimarka Metni, Birleşmiş Milletlerin demokrasi prensibini hiçe saymakla kalmayıp, müzakerelerin az kalsın sona ermesine neden olacaktı. Danimarka’lılar kapalı kapılar ardında birkaç seçilmiş ülke temsilcileri ile beraber bu metni hazırlarken, tüm dünyanın ev sahibi ülkeden beklentisinin tam tersini yaptılar.” şeklinde konuştu.

Eleştirilerin kesiştiği nokta iklim adaleti noktası. Müzakerelerin başlangıç noktasının gelişmiş ülkelerin tarihsel sorumluluklarının kabul ettiği nokta olması ve bu ülkelerin iklim değişikliğinden en az sorumlu fakat en fazla etkilenecek ülkelere karşı iklim borçlarını ödeyecek adımlar atması gerekliliğinin altı çiziliyor.

Türkiye’nin bu metin karşısındaki tavrına dair herhangi bir ipucu yok. Sessizce ölmeyeceğiz diyen ülke delegelerine karşılık sessizce bekleyen Türkiye tarafının rengini bakalım ne zaman görebileceğiz.

Bizler sürecin takipçisiyiz. Yüzbinler ile beraber…

BEN ÇÖP DEĞİLİM

Tiyatro Alkış tarafından, çocuklara geri dönüşüm hakkında düşünme ve üretme biçimlerini öğretmek amacıyla hazırlanan oyun İstanbul’da sahneleniyor.

Oyunda, bir piknik alanındaki çöp kutusunun başından geçen olaylar anlatılıyor.

Amaçlarını temiz bir dünyaya sahip olmak için, çocuklara temel sorunları öğretmek ve özellikle bu yaşlarda onlara olumlu alışkanlıklar kazandırmak olarak açıklayan Tiyatro Alkış; 11 yıldır aralıksız perde açan daha çok çevre bilincini çocuklara müzikal bir dille anlatan profesyonel bir çocuk tiyatrosu grubu.

Bir çok kurum ve kuruluşlarla çevre bilincini geliştirme doğrultusunda çalışmalar yapan Tiyatro Alkış 3 yıldır “Ben Çöp Değilim” ve “Su Damlası” adlı müzikal çocuk oyunlarını salon ve açık alanlarda sergiliyor.

Tiyatro Alkış ve oyunları ile daha geniş bilgi için http://www.tiyatroalkis.com

Hasankeyf Sular Altında Kalmazsa Ne olur?

Hasankeyf sular altında kalmazsa ne olur?

Doğa Derneği, 9-10 Ocak 2010’da “Barajsız Hasankeyf Arama Konferansı” düzenleyecek.

 
Güncelleme: 12:24 TSİ 22 Ekim. 2009 Perşembe

Bölge halkının yanısıra, Türkiye içinden ve dışından çok sayıda akademisyen, uzman ve sivil toplum örgütü temsilcisinin katılacağı toplantıda Dicle Vadisi ve Hasankeyf’in UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilmesi halinde Türkiye ve dünyaya katacağı faydalar masaya yatırılacak. Toplantı, Ilısu barajı projesi ve Hasankeyf’in bilimsel verilere dayanarak ülke ölçeğinde tartışılacağı ilk mecra olma özelliği taşıyor.

Türkiye’nin güneydoğusunda Dicle Nehri kıyısında tarihi bir kent olan Hasankeyf, doğal zenginlikleri ve 15 bin yıllık geçmişi ile UNESCO’nun on Dünya Mirası kriterinden dokuzunu sağlayan dünyadaki tek yer. Öte yandan, Ilısu baraj projesi, Dicle Nehri ve kollarından oluşan 400 kilometrelik doğal nehir yatağını ve Hasankeyf başta olmak üzere vadiyle iç içe geçmiş evrensel değer taşıyan doğa ve kültür mirasını tehdit ediyor.

Doğa Derneği, 1950’lerde o yılların bilgi ve dünya görüşüne göre tasarlanmış Ilısu barajı projesinin tümüyle iptal edilerek, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin UNESCO Dünya Mirası listesine eklenmesini ve bölge için bu doğrultuda yeni bir vizyon belirlenmesini talep ediyor. Pek çok uzman, Hasankeyf’i dünyanın önemli çekim merkezlerinden biri haline getirebilecek bu yeni vizyonun Türkiye’ye bir Ilısu baraj projesinden daha fazla ekonomik ve toplumsal yarar getireceğini savunuyor.
Mısır Piramitleri’nin üç, Çin Seddi’nin dört, Taç Mahal’in ise yalnızca bir kriterle UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edildiği göz önüne alındığında, on kriterin dokuzunu sağlayan Hasankeyf’in evrensel değerinin daha net anlaşılabileceğini belirlen Doğa Derneği Başkanı Güven Eken, 9-10 Ocak 2010’da düzenlenecek “Barajsız Hasankeyf Arama Konferansı” hakkında şunları söyledi:
“Hasankeyf sular altında kalmazsa ne olur? Dicle Vadisi ve Hasankeyf UNESCO Dünya Mirası ilan edildiğinde, Türkiye ve dünyaya nasıl faydalar getirir? Bu sorular, Türkiye’nin bu güne kadar hiç tartışmadığı sorular. Ilısu baraj projesinin bir kader olarak dayatıldığı, barajın yapılabilmesi için milli güvenlikten, turizme kadar pek çok konuda spekülatif argümanın üretildiği bir dönemde, herşeyden çok bilimin ve aklın yol göstericiliğine ihtiyacımız var. Barajsız Hasankeyf Arama Konferansı’nı işte bu nedenle düzenliyoruz. Toplantı, Ilısu barajı projesi ve Hasankeyf’in bilimsel verilere dayanarak ülke ölçeğinde tartışılacağı ilk mecra olma özelliği taşıyor. Bu konferansta, Hasankeyf ve Ilısu Barajı çelişkisini ilk defa tüm boyutlarıyla masaya yatıracağız. Çünkü Hasankeyf Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri. Hükümet, Hasankeyf konusundaki bilimsellikten ve katılımcılıktan uzak tavrını sürdürdüğü takdirde, tarihin affetmeyeceği bir yanlışa imza atacak. 9-10 Ocak 2010 yapılacak arama konferansı, Hasankeyf konusunda yapılan tarihi yanlışı tüm boyutlarıyla ortaya koyacak ve Hasankeyf’i UNESCO Dünya Mirası olarak yaşatmanın Türkiye ve dünya için yaratacağı fırsatları hükümetin dikkatine sunacak”.

Biyolojik çeşitlilikte kara tablo

Soyu tükenmekte olan canlıların derlendiği en kapsamlı biyoçeşitlilik araştırmasının bu yılki sonuçlarına göre tehdit altındaki türlerin sayısı 17 bini geçti.

İSTANBUL – Doğanın Korunması için Uluslararası Birlik (IUCN) kuruluşunun hazırladığı 2009 raporuna göre, Tehdit Altındaki Türler Kırmızı Listesi’nde bulunan 47,677 türün 17,291’i tükenmenin eşiğinde. Daha da endişe verici olan, bilinen tüm memeli hayvanların yüzde 21’inin, amfibilerin yüzde 30’unun, bitkilerin yüzde 70’inin bu ‘soyu tükenme eşiğinde olan canlılar’ arasında olması.

IUCN direktörü Jane Smart, bilimsel verilere göre dünyada son derece ciddi bir tükenmeyle karşı karşıya olunduğu konusunda uyardı. Smart’ın verdiği rakamlara göre, biyo-çeşitliliği korumada belirlenen 2010 rakamlarına ulaşmak artık neredeyse hayal.

Raporda, bu yıl özellikle amfib,ilerden çok ciddi kayıplar olduğu, 39 türün yeryüzünden tamamen silindiği ve 484’ünün de ‘çok kritik tükenme tehdidi’ altında olduğu belirtildi.

EVİMİZDEKİ TEHLİKE

ANKARA – Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, vatandaşların günlük yaşamda evlerinde kullandıkları ya da ortaya çıkan tehlikeli atıklar konusunda bilgilendirilmeleri ve olası tehlikelerden korunmaları için, ”Evimizdeki Tehlikeli Atıklar El Kitapçığı” hazırladı.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, tehlikeli atıkların uygun yöntemlerle bertaraf edilmemesi halinde sadece insanların değil, bitkiler, hayvanlar ve tüm doğanın zarar gördüğü kaydediliyor.

Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün ”www.cygm.gov.tr” internet adresinde de yayınlanan kitapçığa göre, yaygın olarak kullanılan başlıca evsel tehlikeli atıklar ve bunlarla ilgili olarak alınması gereken önlemler şöyle:
Deodorant ve Spreyler: Basınçlı ambalajların patlama ihtimaline karşın yüksek ısıya maruz bırakılmamalıdırlar. Bileşenleri yanıcı, toksik, irite edici ve zehirli olabilir. Kullanımı sırasında ortamın iyi havalandırılması gerekmektedir.

Çamaşır Suları: Klorlu çamaşır suları reaktif olup, diğer temizlik malzemeleriyle karıştırıldıkları zaman oksit gaz çıkışına neden olur. Gözleri ve cildi tahriş eder. Cildin doğrudan temas etmemesi gerekir. Koruyucu eldiven giyilmelidir. Alternatifi için klorlu çamaşır sularının tüketimi azaltılabilir. Oksijenli çamaşır suları ya da boraks tercih edilebilir. Hidrojen peroksit bazlı çamaşır suları tercih edilebilir.

Deterjanlar: Çamaşır ve bulaşık deterjanları yutulması halinde zararlıdır. Ciltle ya da gözle doğrudan teması halinde yanma hissi verir, ciltte kaşınma ya da tahriş edici olabilir. Sıvı bulaşık makinesi deterjanları daha az tehlikelidir. Alternatif olarak; bulaşıklar için sıvı deterjanlar, çamaşırlar için ise sabun tercih edilebilir. Çamaşırların son durulama suyuna 1-2 fincan sirke eklenmesi halinde çamaşırda kalan bakiye sabunlar da yok edilmiş olur. Sirke aynı zamanda ürik asidi de yok eder. Bebek çamaşırlarının son durulama suyuna 1 fincan sirke koyulabilir.

Flüoresan Lambalar: Çok az miktarda da olsa flüoresan lambalarda metalik civa bulunmaktadır. Metalik civa buharlarının solunması sağlık açısından zararlıdır. Yakılması halinde hava kirliliğine, depolanması ya da toprakla teması halinde toprak ve su kirliliğine neden olur. Bertarafı için belediyenin evsel tehlikeli atıkların yönetimi çalışması kapsamında toplanmalı ve lisanslı geri kazanım/bertaraf tesislerine gönderilmelidir.

İlaçlar: İlaçların çoğu toksik olup, özellikle yaşlılar ve çocuklar tarafından yutulması halinde çok zararlıdır. Çocukların vücut gelişimlerini henüz tamamlamamış olmaları ve zayıf olmaları nedeniyle potansiyel kimyasal zehirlenme tehlikesi altındadırlar. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar ile saç için kullanılan bit ve sirke şampuanlarının ambalajları boş olsa bile çöpe atılmamalıdır. Bertarafı konusunda detaylı bilgi almak için yetkili birimlerle görüşülmelidir.

Ojeler/Oje Çıkarıcılar: Yanıcı ve toksiktir. Buharı kolayca solunur. Cildi tahriş eder. Hamileler bu ürünleri kullanmamalıdır. Alternatif olarak, Toluen içermeyen ojeler daha az tehlikelidir.

Piller: Yüksek ısıya maruz kaldığında ya da yakıldığında patlayabilir. Civa gibi toksik ağır metaller içermesi nedeniyle yakılması ya da depolama alanlarında diğer atıklarla birlikte depolanması halinde su ve hava kirliliğine neden olur. Atık piller çöpe atılmamalıdır. Atık pil toplama noktalarına ulaştırılmalıdır.

Saç Boyaları: Gazı gözlerde ve akciğerde tahrişe neden olur, yutulması halinde çok tehlikelidir. Çocukların ve ev hayvanlarının ulaşamayacakları yerlerde saklanmalıdır.

Saç Jölesi: Ciltte döküntüye, cilt altında ise kılcal damar kanamalarına neden olabilir. Çocukların ve ev hayvanlarının ulaşamayacakları yerlerde saklanmalıdır. Bertarafı için ürün tamamen tüketilip, ambalajı suyla çalkalanarak geri dönüşüm kutusuna atılabilir. Alternatif olarak amonyak içermeyen ürünler kullanılabilir

Dünyayı 5 dakikalığına susturan çocuk

Yıl: 1992. Yer: Birleşmiş Milletler Dünya Zirvesi, Rio de Janerio.

O tarihte 12 yaşında olan Kanadalı Severn Suzuki üç arkadaşıyla birlikte para toplayıp toplantıya geliyor ve alıyor mikrofunu eline. Suzuki yaptığı bu konuşma ile “dünyayı beş dakikalığına susturan çocuk” olarak tarihe geçiyor…

“Merhabalar, ben Severn Suzuki, Çevresel Çocuk Organizasyonu (ECO) adına konuşuyorum.

Biz Kanada’dan 12 ve 13 yaş gurubunda olan çocuklarız ve bir fark yaratmaya çalışıyoruz; Vanessa Suttie, Morgan Geisler, Michelle Quig ve ben. Buraya gelmek için gerekli parayı kendimiz topladık ve beş bin millik yolu, siz yetişkinlere, yöntemlerinizi değiştirmeniz gerektiğini söylemek için geldik.

Buraya hiçbir gizli amacım olmadan geldim. Ben geleceğim için mücadele ediyorum.

Benim geleceğimi kaybetmem, bir seçimi kaybetmek gibi bir şey değil. Ya da stok piyasasında birkaç puan kaybetmek değil. Ben burada bütün gelecek nesiller için konuşuyorum.

Ben, dünyanın her tarafında çığlıkları duyulmayan ve açlıktan ölmek üzere olan çocuklar için konuşuyorum.

Ben, dünyanın üzerinde gidecek başka yerleri kalmadığı için ölmekte olan sayısız hayvan adına konuşuyorum.

Ben, şimdi gün ışığına çıkmaya korkuyorum, çünkü ozonda delikler var. Havayı ciğerlerime çekerken korkuyorum çünkü içinde hangi kimyasallar var bilmiyorum. Eskiden Vancouver’da babamla balığa giderdik. Birkaç yıl önce her tarafı kanserli bir balık bulduk. Ve şimdi gezegenimizdeki hayvanların teker teker soylarının tükendiğini öğreniyoruz. Sonsuza kadar yok oluyorlar…

Hayat sürem içinde, sürüler halinde dolaşan vahşi hayvanları görebilmeyi düşlüyorum. Yabani kuşları ve kelebeklerle dolu yağmur ormanlarını… Fakat şimdi merak ediyorum bunlar benim çocuklarımın görebileceği zamana kadar bile dayanabilecekler mi?

Benim yaşlarımdayken böyle küçük şeyler için endişelenmek zorunda kaldınız mı? Bütün bunlar şimdi gözlerimizin önünde oluyor ve bizler, sanki elimizde sınırsız çözüm olanağı ve sınırsız zaman varmış gibi davranıyoruz. Ben sadece bir çocuğum ve bütün çözümlere tabii ki sahip değilim. Fakat farkına varmanızı istiyorum ki bütün çözümlere siz de sahip değilsiniz:

· Ozon katmanındaki deliği nasıl onaracağınızı bilmiyorsunuz.
· Su akımı öldüğünde Somon balığını nasıl geri getireceğinizi bilmiyorsunuz.
· Şimdi soyu tükenmiş olan hayvanları nasıl geri getireceğinizi bilmiyorsunuz.
· Şimdi yerlerinde koca çöllerin olduğu ormanları nasıl geri getireceğinizi bilmiyorsunuz.

Madem nasıl onaracağınızı bilmiyorsunuz, o halde lütfen bozmaktan vazgeçin!

Burada hükümetlerinizin temsilcileri olabilirsiniz, iş adamları, organizasyoncular, gazeteciler ya da politikacılar; fakat gerçekte siz annelersiniz ve babalarsınız, teyzelersiniz, amcalarsınız ve hepiniz birilerinin çocuklarısınız.

Ben hala bir çocuğum ama biliyorum ki hepimiz ailenin bir parçasıyız, 5 milyar gücünde daha geniş bakacak olursak 30 milyon tür gücünde ve hepimiz aynı havayı paylaşıyoruz, aynı suyu ve toprakları. Sınırlar ve hükümetler bunu asla değiştiremez.

Ben hala bir çocuğum ama burada aynı şeyin içinde olduğumuzu biliyorum ve tek bir dünya gibi tek bir amaca doğru ilerlememiz gerekir.

Kızgın olsam da kör değilim, korku içinde olsam da dünyaya nasıl hissettiğimi söylemekten korkmuyorum.

Benim ülkemde çok fazla israf var. Satın alıyoruz ve atıyoruz, satın al ve at gitsin ve kuzey ülkeleri henüz yoksul olanlarla paylaşmıyor. İhtiyacımızdan fazlasına sahip olmamıza rağmen, zenginliğimizin bir miktarını kaybetmekten korkuyoruz.

Paylaşmaktan korkuyoruz…

Kanada’da ayrıcalıklı bir yaşam sürüyoruz. Çokca yiyeceğimiz, suyumuz ve barınağımız var. Saatlerimiz, bisikletlerimiz, bilgisayarlarımız ve televizyonlarımız var. Bu listeyi bitirmek iki gün alabilir.

İki gün önce burada Brezilya’da, sokakta yaşayan çocuklarla birlikte vakit geçirdik ve gerçekten şok olduk. Bu çocuklardan bir tanesi şöyle dedi: “Keçke zengin olsaydım. Eğer zengin olsaydım, bu sokaklarda yaşayan bütün çocuklara yiyecek, elbise, ilaç, sığınacak bir çatı, sevgi ve şefkat verebilirdim.”

Sokakta yaşayan ve hiçbir şeyi olmayan benim yaşımdaki bir çocuk paylaşmaya bu denli gönüllüyse, neden biz her şeye sahip olanlar hala bu kadar açgözlüyüz?

Benimle aynı yaşta olan bu çocukları düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum, nerede doğmuş olduğunuz nasıl da büyük farklar yaratıyor. Ben de onlardan birisi olabilirdim, Rio’nun Favellas bölgesinde yaşayanlardan. Ya da Somali’de açlıktan ölmek üzere olanlardan birisi olabilirdim. Ortadoğu’da savaş kurbanı olanlardan birisi veya Hindistan’da bir dilenci…

Ben henüz sadece bir çocuğum, ama savaşlar için harcanan onca para yoksulluğun ve çevresel çözümlerin bulunmasında kullanılsa, dünyanın nasıl harika bir yer olabileceğini biliyorum.

Okullarda, hatta anaokullarında bile bize nasıl davranacağımızı öğretiyorsunuz:

· diğerleriyle kavga etmeyin,
· çalışkan olun,
· diğerlerine karşı saygılı olun,
· dağıttığınızı toplayın,
· diğer canlılara zarar vermeyin,
· paylaşın, açgözlü olmayın.

Peki madem öyle, bize yapmamamızı söylediğiniz şeyleri neden sizler yapıyorsunuz?

Bu toplantıya katılan sizler sakın unutmayın bunu kimler için yaptığınızı, bizler sizin kendi çocuklarınızız. Nasıl bir dünyada yetişeceğimize sizler karar veriyorsunuz. Ebeveynler çocuklarını rahatlatabilmek için “Her şey güzel olacak” diyebilmeli ve “Elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz” ve bir de “bu dünyanın sonu değil”…

Ama artık bunları söyleyebileceğinizi sanmıyorum. Sizin öncelikler listenizde bile yer alabiliyor muyuz?

Babam her zaman “Sen yaptığın şeysin, söylediğin değil” der ve sizin yaptıklarınız geceleri beni ağlatıyor.

Siz yetişkinler bizleri sevdiğinizi söylüyorsunuz. Size meydan okuyorum, lütfen yaptıklarınız sözlerinizi yansıtsın…

Teşekkürler.”

Kaynak: Fikir atölyesi