Yazar Arşivi

Gıda güvenliğimiz tehlikede, soyumuzu kurutacaklar

*Necdet Topçuoğlu’nun  yazısı.

İnsanların sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenerek yaşamlarını sürdürebilmeleri için bitkisel ve hayvansal kaynaklı gıdalara ihtiyaçları bulunmaktadır. Ancak bu gıdaların sağlık yönünden güvenilir olması zorunludur. Son yıllarda gıda güvenliğini olumuz yönde etkileyen faktörlerin başında organizmaların  genleri ile oynanması gelmektedir. Genleri ile oynanmış organizmalara transgenik  organizmalar denilmektedir. Yapılan araştırmalar, gen transferinin genellikle bitkisel organizmalar üzerinde yapıldığını göstermektedir. Bu genetik çalışmaların amacı; bitki yetiştirmede daha az zirai ilaç kullanılması, soğuğa ve kurağa dayanıklı çeşitler yetiştirilmesi, gıdaların raf ömrünün uzatılması, maliyetlerin düşürülmesi gibi hususlardır.

Dünyada hiçbir besin sıfır riskli değildir. Ancak genleri ile oynanmış organizmalardan elde edilen gıdaların çeşitli riskleri bulunmaktadır. Bunların başında vitamin yetersizliği gelmektedir. Genleri ile oynanmış bitkilerden üretilen gıdalarda B12 vitamini eksikliği görülmektedir. Bunun sonucunda insanlarda unutkanlık baş göstermektedir. Unutkanlığın ileri yaşlarda alzeymıra dönüştüğü hepimizin malumudur. Diğer taraftan genleri ile oynanmış pirinçlerde A vitamini sentezi yapılamadığından bu pirinçlerle beslenen insanlarda gece körlüğü baş göstermektedir.

Bu konuda Hindistan’da 170 milyon insana A vitamini takviyesi yapılarak gece körlüğünün tedavi edilmesine çalışılmaktadır.

Bitkilerde gen transferinin en tehlikeli yönü kısırlaştırma programıdır. Gen transferinde Terminatör gen adı verilen gen, organizmanın soyunu yok etmeye programlandığından, bu bitkilerin tohumları kısırdır. Ayrıca bu terminatör gen programlanarak, söz konusu transgenik gıdalarla beslenen kadın ve erkeklerin kısırlaştırılması da yapılabilir. Dolayısıyla genleri ile oynanmış gıdalarla beslenen insanların sağlık sorunlarının yanında çok büyük bir genetik risk altında olduklarını söylemek mümkündür.

Transfer edilen genlerin toksik ve alerjik etkileri bulunmaktadır. Bu sebeplerle insanlarda zehirlenmelere yol açtığı gibi, vücutta sivilceler ve deri dökülmelerine de sebep olabilirler. Ayrıca bu gıdalardan bol miktarda yiyen erkeklerin spermlerinde Y kromozomu olan erkeklik kromozomunun azaldığı iddia edilmektedir. Bu durum muhtemel doğumlarda erkek çocuğu dünyaya gelmesini olumsuz yönde etkileyeceğinden, dünya nüfusu içindeki dişi erkek oranının bozulmasına neden olacaktır.

Genleri ile oynanmış bitkilerin çiçekleri kokularını kaybetmektedir. Bitkilerde çiçek döllenmesine yardımcı olan arı, sinek ve kanatlı böcekler çiçekleri kokularından bulabilmektedir. Kokular, kaybolunca arı ve böceklerin döllenmeye olan katkıları ortadan kalkacağı gibi, beslenmeleri de engelleneceğinden bu canlıların yok olmaları gündeme gelecektir. Doğal dengenin bozulması yönünden arıların yok olması telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.

Gen transferinin ayrıca doğal çevrenin bozulmasında da olumsuz etkileri söz konusudur. Transgenik bitkilerden diğer bitkilere yatay gen kaçışı yoluyla gen aktarılarak biyolojik çeşitlilik bozulabilir. Transgenik bitkiler, toprağın mikroorganizma yapısını da bozabilir. Doğadaki kuş ve böceklere beslenme yoluyla aktarılacak dayanıklılık geni ihtiva eden virüsler, ölümlere ve tedavisi mümkün olmayan hastalıklara yol açabilir. Diğer taraftan genetik yapısı bozulan zararlı otlar, zirai ilaçlara dayanıklılık gösterirse yok edilmesi imkansız hale gelebilir. Bu durumda bitkisel ürünler yabancı otların tehdidi altında kalabilir.

Yapılan araştırmalara göre, raflardaki ürünlerin yaklaşık %60-70 oranında genleriyle oynanmış organizmalardan üretildiği iddia edilmektedir. Bilim adamlarının konu ile ilgili araştırmaları devam etmektedir. Ancak bu aşamada ortaya koydukları şu tez çok önemlidir. “Bu denklemde bilinmeyenlerin oranı, bilinenlerden çoktur.” Dolayısı ile risk de çok yüksektir.

Dünya tarımsal üretiminin %80’i halen 6 çok uluslu şirket tarafından kontrol edilmektedir. Biyoteknoloji yoluyla dünyada bitkisel tohumların tekelinin çok uluslu şirketlerin eline geçme tehlikesi bulunmaktadır. Bu durumda gelişmekte olan ülkelerin tarımsal geleceği çok uluslu şirketlere bağımlı hale gelebilir. Halen Türkiye’de 300 milyon dolar tutarındaki tohumculuk piyasasının yaklaşık 70 milyon dolarının bu şirketlerin kontrolünde olduğu tahmin edilmektedir. Transgenik bitkilerin üretimi, dünyanın 23 ülkesinde yaklaşık 120 milyon hektera ulaşmıştır. Türkiye buğday ekiliş alanının 10 milyon hektar olduğu dikkate alınırsa tehlikenin ne kadar büyük olduğunu anlamak hiç de zor olmaz diye düşünüyorum.

Artan dünya nüfusunun beslenmesi karşısında çözüm olarak Biyoteknolojiyi savunanların sayısı hiç de az değildir. Ancak dünyanın tarımsal üretim potansiyelinin, geleneksel tarımsal üretim teknikleri ile üretim yapıldığı takdirde bile 10 milyar insanı beslemeye yeterli olduğu unutulmamalıdır.

Türkiye, 24 Mayıs 2000 tarihinde “Uluslararası Biyogüvenlik Protokolü”nü imzalamış ve bu konu 17 Haziran 2003 tarihinde TBMM’de görüşülerek 4898 sayılı Kanunla kabul edilmiştir. Bu yasaya göre insanların ne yediklerini bilme hakları vardır. Dolayısıyla Türkiye’de de AB ülkelerinde olduğu gibi transgenik bitkilerden üretilen gıdaların ambalajları etiketlenerek açıklayıcı bilgiler verilmelidir. İmzalanan uluslararası protokole bağlı olarak, “Ulusal Biyogüvenlik Kanunu” çıkartılmalıdır. Yine bu kanun çerçevesinde kurulması öngörülen Referans Enstitüler kurulmalı ve gümrüklerde transgenik gıdalar tahlil edilmelidir.

Dünyanın bütün medeni ülkelerinin insanlarının olduğu kadar, Türk insanının da güvenilir gıdalarla beslenme hakkı bulunmaktadır. Türkiye çok uluslu şirketlerin ürettiği transgenik gıdaların yol geçen hanı olmamalıdır. Son günlerde “Biyo Güvenlik yasası”nın çıkarılacağından söz edilmektedir. Genleri ile oynanmış organizmalardan üretilen gıdaların insan sağlığına olan zararlarını aklımızın erdiği dilimizin döndüğü kadar anlatmaya çalıştık. Şimdi yetkililere sesleniyorum, insanların sağlıklı yaşayabilmesi için bu kadar önemli olan bir yasa tasarısı neden kamu oyundan saklanıyor? Çok uluslu şirketlerin çıkarları Yurttaşlarımızın sağlığından çokmu önemli? Dünya nüfusunu gen teknolojisi ile planlamaya çalışan ve tohum tekelini ellerine geçirerek bütün insanlığı kontrolü altına almayı hedefleyen anlayışı kınıyorum. Felaketin sonunu bildikleri için Norveç’de bir buzdağının altına Dünyanın en büyük tohum deposunu kuruyorlar. Bütün bitkilere ait tohumlar insanlığın ortak mirasıdır. Çokuluslu şirketlerin onların genlerini değiştirerek kendi mülkiyetlerine almaları asla kabul edilemez. Genetiği değiştirilmiş her organizma doğaya salıverilmiş gizli bir tehdittir. Bunlar bir defa yayıldılarmı tekrar laboratuara geri çağırmanın imkanı yoktur.

“Ulusal Biyogüvenlik Kanunu”çıkartılmalıdır. Ancak biyolojik çeşitliliğimizi yok etmek veya başkalarının tekeline bırakmak için değil. Dünyanın en zengin endemik bitkilerine sahip olan Anadolu’nun biyo çeşitliliğini korumak için  çıkartılmalıdır. Bu sebeple sözkonusu Yasa Tasarısı  bir an önce Türk Kamuoyunun bilgisine ve tartışmasına açılmalıdır.

*Necdet TOPÇUOĞLU

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Eski Müsteşar Yardımcısı

Reklamlar

Kopenhag’da Gezegenin Geleceği ve Yaşam için Oruç :

7 Aralık 2009, Kopenhag- Dünyanın gözleri BM İklim Zirvesi’ne dönmüşken Kopenhag’a giden Dr. Uygar Özesmi[1] 14 gün boyunca sürecek olan iklim orucuna başladığını açıkladı. Kişisel bir eylem olarak oruca başlayan Özesmi, aynı zamanda zirve programındaki toplantıları da takip edecek.
Kopenhag’dan çıkacak anlaşmanın dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insanın ve diğer canlıların kaderini belirleyeceğini söyleyen Dr. Özesmi, « Dünya yok olmanın eşiğine gelmişken bugün birşey yapmam gerektiğini hissetim. Bütün sevdiğim insanların yakın zamanda acı çekmesine, hayatlarının tehlikeye girmesine, karşısında büyülendiğim doğal güzelliklerin yok olmasına seyirci kalmak zorunda kalabilirim. Bu durumda oğlum bana bundan 20 yıl sonra, baba sen iklim felaketine karşı toplumsal mücadele de ne yaptın diye sorduğunda ne söyleyebilirim ? Bireysel olarak elimden sadece bu geliyor. İklim değişikliğinden en çok etkilenenlerin çektiği açlığı göze alarak belki onların dünyasını anlamaya çalışır ve bu yeterince konuşulmayan adaletsiz dünyaya küçük bir pencere açabilirim. Her geçen gün daha çok insan iklim değişikliğine bağlı nedenlerle açlık çekiyor. Bu insanların hergün yapabildikleri tek şey hayatta kalmaya çalışmak… »
Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı bir araştırmaya göre sadece 2000 yılında iklim değişikliği 150 bin kişinin üstünde can aldı [2]. Öte yandan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin 4. Değerlendirme raporuna göre küresel ortalama sıcaklık artışında 2 derecelik sınır geçilirse bir milyardan fazla insanın su ve gıda sıkıntısı çekeceği vurgulanıyor. İnsan sağlığı içme suyuna erişim, dengeli beslenme ve düzgün barınma gibi ihtiyaçların karşılanmasına bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. İklim değişikliği ise bu ihtiyaçların karşılanması önündeki en büyük küresel tehdit.
Özesmi açıklamasına şöyle devam etti « Kopenhag’da içi boş, yeşile boyalı söylevler çeken politikacılara değil, harekete geçen liderlere ihtiyacımız var. Durumun ciddiyetine dair bir soru işareti bile oluşturabileceksem 14 gün aç kalmak sorun değil. Ama asıl sorunum petrol endüstrilerinin veya büyük şirketlerin çıkarları için süresiz olarak açlığa mahkum bırakılan insanlar. »
Uygar Özesmi’yle dayanışma için facebook’da « İklim orucu dayanışma grubu » kuruldu [3]. Özesmi, hergün Açık Radyo’da « Gezegenin Geleceği » programıyla [4] ve bloglarıyla [5] durumuna ve Kopenhag zirvesindeki gelişmelere dair bilgi aktaracak.
Notlar :
[1] Dr. Uygar Özesmi kimdir?
Genç yaşta doğa koruma çalışmalarına başladı ve Kayseri Fen Lisesi’nde okurken 3 TÜBITAK ödülü aldı. Orta Doğu Teknik Üniversitesinden mezun olduktan sonra Fulbright Burslusu olarak Ohio State Üniversitesi’nde Çevre Bilimleri Masterı ve ünlü MacArthur Bursu ile Minnesota Universitesi’nde Koruma Biyolojisi, Kalkınma ve Sosyal Değişim konularında doktora yaptı ve aynı üniversitede dersler verdi. Sonra Erciyes Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümünü kurma çağrısı üzerine yurda döndü ve 7 yıl öğretim üyeliği yaptı.
Ankara Kuş Gözlem Topluluğu’nu 1990 senesinde arkadaşlarıyla beraber kurdu. GEF Küçük Destek Programının Yönlendirme Komitesinde görev aldı, Biyolojik Çeşitlilik Sivil Toplum Kapasite Geliştirme Planı’nı, Doğa Derneği’nin kurucu başkanlığını yaptı. Türkiye’de ilk olarak Karadeniz STK’ları ve TURÇEK ile KarDoğa – Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu’nun kurulmasını sağladı. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi kurucu üyesi ve halen yönetim kurulu üyesi.

2004 senesinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda görev almak üzere New York’a yerleşti. Küresel Çevre Fonları, Küçük Destek Programı (SGP) Genel Merkezinde Çevre Uzmanı olarak çalıştı. 2006-2008 arasında TEMA Vakfı Genel Müdürü olarak görev yapan Özesmi şu an Greenpeace Akdeniz’in Genel Direktörü. 90’in üzerinde uluslararası ve ulusal bilimsel yayınları bulunan Özesmi’nin “Yasak Meyva: Cehennemden Çıkış” adlı kitabı ise yayına hazırlanıyor.

Aptallık Çağı ODTÜ’de

http://www.facebook.com/event.php?eid=191261172226

Herkese Merhaba
Bu hafta pazartesi çarşamba ve cuma günleri Necdet Bulut (eski U3) amfisinde Aptallık Çağı adlı filmin gösterimi olacaktır.
Gündemde Kopenhag’daki iklim zirvesi varken, iklim değişikliğini konu alan bir film.
Gösterimler saat 17:30’da başlayacak olup, ücretsizdir.
Hepinizi bekleriz, bu e-postayı da ilgileneceğini düşündüğünüz listelere yönlendirirseniz seviniriz.
Konu: Franny Armstrong’un yönettiği, Pete Postletwalte’ın başrolünü oynadığı Aptallık Çağı (Age of Stupid), 2055 yılında yaşayan bir adamın kendi ağzından anlattığı hikayeyi konu alıyor. Fırsatımız varken iklim değişimini neden durdurmadığımızı sorgulayan film, dünyanın yardım çığlıklarını duymazdan gelen insanların yaşadığı bir çağı ve sonunda pişmanlığı gözler önüne seriyor.
Tarih: 7-9-11 Aralık Pazartesi Çarşamba Cuma
Saat: 17:30
Yer: Necdet Bulut (eski U3) amfisi
Güliz Karaaslan
https://surdurulebilirodtu.wordpress.com/

http://www.facebook.com/event.php?eid=191261172226

GDOya Hayir

Dünya dünya olalı beri mısırın püskülüne konan kelebeği, artık ‘konmamaya’ ikna etmek üzere mısırın genetiğine işlenen bir kimyasal, yıkamakla çıkmaz, biliyorum; çünkü kızımın gözlerinin yeşili gibi, o kimyasal da, tümüyle mısırın kodlarında artık. Üzerinde ya da etrafında değil. İçinde.

Kelebek konarsa mısırın püskülüne ve yumurtalarını bırakırsa eğer, ürünün bir kısmı zarar görür, doğru. Ama, o mısırı kızım yediğinde, içine işlenen, yıkamakla temizleyemeyeceğim, haşladığımda gitmeyecek o kimyasal, kızıma ne yapar… Asıl onu merak ediyorum ben.

Diyorlar ki “üreticisi, eğer, GDO’lu ürünün zarar verdiğini fark ederse, ürününü piyasadan çeker!”
Diyorum ki, “benim kızım denek değil!”

Anneler! 26 Ekim Pazartesi günü 27388 sayılı Resmi Gazete’de sizi, ailenizi, çocuklarınızı çok yakından etkileyecek bir yönetmelik yayımlandı:

Tohumluklar dışındaki genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile bunları içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları kapsayan Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelik” !

Şu andan itibaren market raflarına uzanıp da aldığınız herhangi bir ürün, çocukluğunuzda yediğiniz, yemeye alıştığınız gıda olmayacak. Çocuklarımıza “çocukken yediğimiz”i yedirme hakkımız, elimizden alındı. “Yerine koyduğumuz”sa, çocuklarımıza yüksek ihtimal daha fazla sağlık problemi olarak dönecek. Yeni doğanlarımızda daha fazla otizm göreceğiz. Yeni doğanlarımızın daha çoğu yaşamayacak. Çocuklarımızın çocuklarını görebilme ihtimalimiz, annelerimizinkinden daha düşük olacak…

Aldığınız her ürünün etiketini okuyun. Her içeriği sorgulayın. Endüstriyel, hazır, paketlenmiş gıdalardan uzak durun. Organik ürün tercih edin. Sertifikasyon sistemi mükemmel olmasa da, bu ürünler diğerlerinden pahalı görünse de gözünüze, düşünün ki gerçek gıdayı tanımlamanın henüz başka bir yolu yok. Gerçek gıda tüketin. Gerçek gıda tüketmemek çok daha pahalı, unutmayın. Çocuğunuza ne yedirdiğinizi ve neden diğerini yedirmediğinizi anlatın. Anlatın ki, o da kendini koruyabilsin.

Ve unutmayın: bugünün dünyası kazanç odaklı! Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne son kuruşuna kadar güvenin. Onu gerçek gıdaya yatırın. Düşünün ki raflardaki onca yapay ürün, onca niteliği düşük gıda siz satın almadığınızda karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek. Ve hayal edin, bir gün, eğer, çokuluslu şirketler fark ederlerse ki tüketici gerçek gıdaya yöneliyor, kimbilir, belki üretimlerini gözden bile geçirirler.

Gerçek gıdaya eşit erişim hakkı
çocuklarımızın en temel hakkıdır!

Bu yönetmelik bizi kollayan bir yönetmelik değil.
Bu yönetmelik çokuluslu şirketlere toprağımızı, tohumumuzu sömürme yolu açan bir kapı.
Vatandaşını ticaretin, gerçek gıdayı GDO’nun önüne koyan bir yönetim arzuluyoruz.
Biz GDO’lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz.
Yönetmeliği kaleme alan ve altını imzalayanlara bir çift sözümüz var:
“Oğul sadıklığın bu muydu? Valla kurda yedirdin beni!”

‘3G’nin çevreye ve insana etkileri…

> İsveç’te,
> 3G’de bulunan 3 UMTS sistemini test etmişler.
>
> İnsan vücudu üzerinde çok önemli zararları olduğunu
> görmüşler.
>
>
> Bu ateşi elinize almayın, geleceğinizi yakmayın!
> Prof.Dr. Selim Şeker anlatıyor.
>
> 3G geldi! Reklâmlar aracılığı ile ortada bir bayram
> havası var. Reklâm sloganı “merak etmiyor
> musun” diyor. Biz merak ediyoruz ama geleceğimizi!
> Sağlık sorunları göz önüne alındığında
> kazandıracak mı, yoksa kayıplar mı artacak?
>
>
> Tehlikeli Oyuncak” kitabının yazarı, Boğaziçi
> Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölüm
> Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Şeker sorularımızı
> yanıtladı.
>
> 3G ne anlama geliyor?
>
> “3G, kablosuz sistemlerin yani hücresel ağ
> sisteminin en gelişmişi. Önceden tanıdığımız 1G ve
> 2G’ye göre çok büyük yenilikleri var. Şu ana
> kadar sesli iletişim aracı olarak kullandığımız cep
> telefonunda, artık görüntü, bilgi aktarımı, sayısal
> veriler, TV, faks, internet, medya haberciliği gibi büyük
> iletişim kolaylığı getiriyor.”
>
>
> Çevre ve insan sağlığı üzerinde ne gibi etkileri
> olacak?
>
> “Bu sistemde iletişim aracı olarak
> kullandığımız, bir odayı dolduran bütün elektrik
> aksamını bir telefona soktular. Maalesef para kazanırken
> çevre ve insan sağlığını hiç düşünmüyorlar. Bu
> teknoloji ile beraber bugüne kadar 1 baz istasyonu olan
> yerde, artık 9 tane baz istasyonu olacak! Yani baz
> istasyonu sayısı çok artacak. İngiltere’de 3G ile
> beraber baz istasyonu sayısı 50.000-70.000
> civarında artış göstermiş.
>
>
> Daha çok baz istasyonu; daha çok radyasyon, daha çok
> manyetik kirlilik demek! 3G hem insan hem de çevre
> sağlığı açsından büyük riskler içeriyor.
>
> İsveç’te, 3G’de bulunan 3 UMTS sistemini test
> etmişler. İnsan vücudu üzerinde çok önemli zararları
> olduğunu görmüşler.
>
>
> TV istasyonunda çalışan kişiler, çalıştıkları
> ortama girince bir ağırlık ve baş ağrısı hissederler,
> yoğun stres yaşarlar. Bunun sebebi o istasyonda bulunan
> alıcı ve vericilerdir.
>
> Bazı alışveriş merkezlerine giren insanlar da
> rahatsızlık duyarlar, rahat nefes alamazlar, kalp
> hastaları daha fazla rahatsız olur. Bunun sebebi de o
> alışveriş merkezinde bulunan baz istasyonlarını n sebep
> olduğu kuvvetli radyasyondur.
>
>
> 2G’nin DNA’yı olumsuz etkilediği, kansere
> sebep olduğu birçok ülkede yapılan bilimsel
> araştırmalarla kanıtlandı. Bu araştırmaların çoğunu
> Tehlikeli Oyuncak kitabımda açıklamıştım. Eylül
> ayında Hayykitap’tan yayımlanacak ikinci
> kitabımda da son araştırmaları açıklayacağım!”
>
>
> Çocukların geleceğini nasıl etkileyecek?
>
> “Baz istasyonuna ilk 300 m mesafede oynayan
> çocukların, diğer çocuklara oranla %500 daha fazla
> kanser olma riski taşıdıkları yine bilimsel
> araştırmalarla kanıtlandı. Okul, hastane, park gibi
> alanların çevresinde kesinlikle baz istasyonu ve yüksek
> gerilim hattı bulunmaması gerekiyor. Bizim ülkemiz
> maalesef bu konuda da gariplikler ülkesi! Birçok hastane,
> park ve okul çevresi baz istasyonları ile çevrili.
>
>
> Anne ve babalar cep telefonunu çocuklara ödül
> olarak kesinlikle vermemeli! Çünkü bu ödül değil,
> onların hayatıntan sağlıklarını çalan ölümcül
> bir alet!
>
> Dikkat edin baz istasyonlarında örümcekler yaşamaz,
> kuşlar da çevresine yuva yapmaz! Elektromanyetik kirlilik
> hayvanları ve doğal hayatı da çok olumsuz etkiliyor.
> Yeni sistem doğal hayatı tehdit ediyor!”
>
>
> Hangi hastalıklarda artışlar görülecek?
>
> “Kalp ameliyatı geçirmiş olanlar İstanbul gibi
> büyük metropollerde yaşayamaz hale gelecek.
>
> Alerji vakalarında büyük artışlar gözlenecek.
> İsveç’te yapılan bir araştırmada 3G sisteminin
> gelmesinin ardından alerji vakalarından büyük artış
> gözlenmiş.
>
>
> Almanya’da yapılan bir araştırmada da çocuklarda
> erken ergenlik ve obezite, kadınlarda menopoz sorunlarında
> artışlar ortaya çıkmış.”
>
> Peki, hem çevre hem de insan sağlığını korumak için
> çözüm ne?
>
> “Cep telefonlarının mümkün olduğunca az
> kullanılması gerekiyor. Çünkü sağlığa tamir
> edilemeyecek derecede büyük zararlar veriyor. Mevcut
> sistem insanları korumuyor.
>
>
> Sigara konusunda devlet ve toplum çok geç uyandı ama
> artık büyük hassasiyet gösteriliyor. Çok geç olmadan
> cep telefonu konusunda da aynı hassasiyetin gösterilmesi
> gerekiyor. Bunun için, sivil toplum örgütlerine, devlete
> ve özellikle telefon kullanan vatandaşlara büyük
> görev düşüyor.”

‘Gençler Su Ödülü’ Türkiye’ye geldi

29 ülkeden 8 bin 600 projenin katıldığı ‘Gençler Su Ödülü’ yarışmasını, Türkiye’den Ceren Burçak Dağ, yağmur suyundan elektirik enerjisi üreten projesi ile kazandı.

STOCKHOLM – İsveç’ın başkenti Stockholm’de düzenlenen ‘Uluslararası Su Haftası Forumu’nda ‘Gençler Su ödülü’ yarışmasını Türkiye’den 18 yaşındaki öğrenci Ceren Burçak Dağ, yağmur suyundan elektrik üreten projesiyle kazandı.

Su kaynakları ve temiz içme suyu konularındaki sorunların tartışıldığı ‘Uluslararası Su Haftası Forumu’nda 29 ülkeden gençlerin projelerinin katıldığı yarışmalarda ödül kazananlar açıklandı.

Bu yıl 8 bin 600 projenin katıldığı ‘Gençler Su Ödülü’ yarışmalarında Türkiye’den katılan Ceren Burçak Dağ’ın yağmur suyundan elektrik enerjisi elde eden projesi finale, daha sonra da ilk üçe kaldı.

Stockholm Aelvsjö’deki fuar merkezinde düzenlenen törende, Ceren Burçak Dağ’ın projesi birinciliğe değer bulundu. Dağ, 5 bin dolar değerindeki para ödülü ile su damlası şeklindeki kristal plaketi almaya hak kazandı.

Stockholm’deki ‘Gençler Su Ödülü’ yarışmasına aralarında Türkiye, Arjantin, Avustralya, Kanada, Çin, Finlandiya, Fransa, Almanya, İsrail, İtalya ve Japonya’nın da bulunduğu 29 ülkeden gençler projeleri ile katıldı.

Beşikten Beşiğe IV – İyi Olma Heyecanı Zeynep Kocasinan

http://www.serbestyazarlar.com/besikten-besige-iv-iyi-olma-heyecani.html

linkinden yaziya ulasabilirsiniz…