Archive for Aralık 2018

Yaşamın Sürdürülebilirliği

16 Kasım 2018 sabahı Kimya Bölümü öğrencilerimizden ( Geçen sene Biyoloji Bölümüne geçmiş) sevgili Ali Baran ODTÜ’nün en yüksek binasının 9uncu katının ufak bir camından boşluğa atlayarak hayatına son verdi. Ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Ertesi gün yapılan cenazesi çok kalabalıktı. Ev arkadaşı, sevgilisi ve çok geniş etkinliklerden çok sayıda arkadaşı, hocaları,  annesi ve babası. Ali Baran’ı ODTÜ Bostanında tanımıştım. Uzun rastalı saçları, bandanası ve değişik tişörtleri vardı. Geçmiş zamanda yazmak bile çok zor. Peki ama neden? Bu soru da çok saçma ama belki cevabı bilsek bazı gençleri kurtarabiliriz. Ölümünden sonra arkadaşları bir yas çemberi düzenledi. Yaklaşık 30 kişiydik. Önce çok zor konuştuk ama sonra hemen herkes konuştu. 3 genç de ölüme methiyeler düzdü. Bu beni çok çok endişelendirdi. Düşünüyorum da gençler en verimli olacakları çağda neden bu kadar umutsuzlar bulamıyorum. Geçen hafta Güneşköy’de Çiftçimiz Celal’e uzun saçlı bir öğrencimiz intihar etti dediğimde “Ali Baran mı” dedi. Gelen konukların yazdıkları kırmızı bir defterimize yazı da yazmış sevgili Ali Baran, en iyi öğretmenin doğa olduğunu yazmış. Ah sevgili Ali Baran bu kadar güzel düşüncelerin var da neden ölümü seçtin? Yaşamını neden sürdüremedin? Biz neden farketmedik ve senin yaşamına dokunup yaşamını sürdürmene yardımcı olamadık. Bu olaydan sonra bir grup öğrencimle dertleştim. Onlar da bölümün, üniversitenin duyarsızlığından ve hiç bir şey olmamışcasına yaşamı sürdürmelerinden yakındılar. Ah bizler bilmiyoruz ki ne yapsak yerinde olur. Cenaze günü akşam sınavım vardı. Bir öğrencim “Ali Baran’ın arkadaşıyım, kendimi iyi hissetmiyorum” diye not yazmış, onunla yazıstık. Bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sordum. Sonra da uğra konuşalım dedim. Uğradı konuştuk. Daha sonra arkadaşları o binanın duvarına küçük bir resmini yapmışlar. Çok da güzel bir resimdi. Ancak üniversite iç hizmetler görevlileri gelip oradaki arkadaşlarının gözü önünde kırmızımsı bir boya ile resmi boyamışlar. Adeta büyük bir kan duvara sıçramış gibi duruyor? Ama neden??? İnsanlar farklı şekillerde yas tutar, o resim bazılarının bir yas tutma şekliydi. MM binasıyla Baraka arasındaki alanda kaybettiğimiz gençler adına dikilen ağaçlar boy atmakta. Onlardan birisi de ODTÜ Mimarlık mezunu Onur Yaser Can anısına dikilen ladin ağacı. İstanbulda polis üzerinde bulduğu 10 gram esrar nedeniyle ( öğrenciler bunun çok önemsiz bir miktar oluğunu söylüyor) Onur Yaser Can Polis tarafından bir kaç kez sorguya çekilmiş, hatta soyularak sorgulanmış. O da bu baskıları kaldıramayıp evinin balkonundan atlayarak intihar etmiş. ODTÜ mezunu olan annesi Hatice Can da bu olaydan sonra verdiği hukuk savaşından yorgun düşüp intihar etmişti. Ah söndürülen hayatlar… Ne yazıkki bunların sorumluları hiç cezalandırılmıyor ve onlar gidiyor başkaları benzer kötülüklere devam ediyor. Yaşam kutsal, kutsal bir şeyin yok edilmesi, ya da yok edilmesine sebep olmak her şeyden önce inananlar için günah olmalı. Neden görmez insanlar, neden göremez. Her insan biricik, eşi benzeri yok. Yüksek bir potansiyeli var, güzel şeyler yapabilir. Ama o potansiyeli çıkartmak yerine yok etmek yeğleniyor.. Ülke için de dünya için de kayıp. Ailelerin, sevenlerin kaybı anlatılamaz…

Geldik 26 Kasıma, günlerden pazartesi. Erkek kardeşimin ölüm yıldönümü. Önce stres, sonra sigara onun azraili oldu. Zaman nasıl da kaıyor 12 sene olmuş bile. Her sene bu tarihte mezarına giderim. Yine niyetlendim. 2016 senesi Mart ayında annemi, Kasımda kardeşimi, Aralık da babamı kaybettim. Babam da kardeşimin ölümüne dayanamadı, 27 gün sonra ölümü seçti. Onlardan 2 sene sonra yine bir aralık günü benden 2 yaş büyük ablamı kaybettik. Tam 4.5 sene pankreas kanseriyle savaştı, ama ne savaş! Sonunda yenildi.

26 Kasım pazartesi öğlen saatlerinde üniversitenin bir kamyonetinin yana doğru açılan kapısı öğlen saatinde yürüyerek 100. Yıldan derse gitmekte olan bir öğrencimizin ölümüne neden oldu. İrem Kütük, Psikoloji 4. sınıf öğrencisi. 6 ay sonra mezun olup cüpbesiyle stadyumda tur atacakken şimdi Konya’da bir mezarda. Ne acı. Ölen İremin sona eren yaşamıyla birlikte içleri kararan anne ve babası. Ne kadar zor. Neden bir öğrencimizin yaşamını sürdüremesini sağlıyamadık? Kimbilir İrem kimlerin hayatına dokunup iyileştirecekti. Umudunu yitirenlere umut aşılayacaktı. Öğrenciler bir yürüyüş düzenliyerek İrem’in öldüğü noktaya karanfiller bıraktılar. Heyhat!! 10 günde 2 gencimizi yitirdik.

ODTÜ’de sonbahar her zamanki gibi çok güzel. Hele de akkavaklar yokmu? Upuzun gövde ve sapsarı yapraklarıyla öyle güzeller ki. Pek çok ağaç tüm yapraklarını döktüğü halde akkavak yaprakları çok nazlı nazlı dökülüyor, üçer beşer. Ne zaman karşıma çıksalar hemen iç enerjim değişiyor. Ne kadar güzelsin diyorum. Ve biliyorum ki eninde sonunda onlar da yapraklarını dökecekler ama tabi baharla birlikte yeni yapraklar çıkacak. Devinim işte. Ama epey bir ağaçtan ümit kesilmiş, çok sayıda ağaç kesildi. Tanıdıklardan ayrılmak gibi bir şey, orada bir iğde, başka yerde kestaneler, bir başka noktada servi…Halbuki ağaçlar ayakta ölür. Neden bırakmayıp da kesiyorlar acımadan.