Archive for Ağustos 2013

Ahlat ağaçları

Merhabalar,

ODTU A1 kapısının sol tarafından geçirilmek istenen yol (4+4 şeritli, günde 40 000 aracın geçeceği, Yüzüncü Yıl ile Çiğdem Mahallesini ayıran, bazı evlere adeta teğet geçecek Otoban) nedeniyle yok edilecek ağaçlara baktik.
Onları sevgiyle kucakladık. Farkına varmasak da koca kentin akcığerleri gibi çalışıyorlar. Bazilarina al kurdeleler astık. Bazi çam ağaçlarında kırmızı boya ile işaretlenmiş K harfi vardi, iyiye yorduk, bunlar herhalde taşınacak dedik. Ama galiba K “kesilecek” anlamına geliyormuş. Etrafta çok sayıda işaretsiz ahlat, iğde, az sayıda meşe ve başka ağaçlar da vardı. Sanırım bunlar kesilmeye bile layık görülmemiş. Dozerle biçilip yerle bir edilecekler. Oysa ahlatlar bize meyvalarını sundular, güzel kokulu, şeker gibi tatlı. Zaten başka da bir şey bilmezler ki bizlere güzel şeyler sunmanın ötesinde…. Onların sunduklarını takdirle alıp onlara teşekkür ettik.

Bu ağaçlar kimbilir kaç senedir oralardalar, şüphesiz çoğu öğrencilerimizden yaşlılar. Kabaca bir tesbitle çamlar 40 yaşlarında görünüyorlar. Yani hiç bir şey yapmadan bu kadar sene yaşayabilmişler ama şimdi hayatları tehdit altında.

Ahlatla ilgili güzel bir yazi buldum. Sizlerle paylaşmadan edemiyeceğim. Bağlantı aşagıda, yazanın ellerine sağlık.
Her ihtimale karşı yazıyı da kopyaladım. Umarım yazarını (Kaz Dağlarından Ş. Odabaşı) kızdırmam.
iyi okumalar.

http://blog.milliyet.com.tr/ahlat-agaci/Blog/?BlogNo=268767

Ahlat Ağacı.

Yani “yaban armudu.”

Ormanda kendiliğinden biten yabani garip bir ağac.

Genelde açık alanlarda bulunur.

Orman içinde yer alsa da, orman ağacı sayılmaz.

Yetim çocuk gibidir.

Üvey annesi, onu kapı önüne bırakmıştır. Babası sahip çıkmamaktadır.

Çam ağacını kesip eve getirirken yakalansanız, traktörünüzü satarlar.

Ahlat ağacını kestiniz mi, bir şey olmaz.

Doldurun kamyona, odun diye gidin bir şehrin göbeğinde satın. Kimse “kaçak odun” satıyor diye, yakalamaz sizi.

İşi bozuk olan köylüler kesip kesip sattılar, ahlat ağaçlarını bir zamanlar.

Tarlaların içinde neredeyse hiç ahlat ağacı kalmadı.

Birçok canlının, neslini kuruttuk.

Ahlat ağaçları da neredeyse ayaklarını sallamak üzereyken, şimdilerde kurtuldu gibi.

Ahlat ağacını kesip, odun yapan “odunlar” yok oldu.

Ahlat ağacı, yeniden kendine geldi.

*

Ahlat ağacı, armudun ana ağacıdır.

Ahlata armut aşılarsınız, olur biter.

Artık su istemez, bakım istemez.

Mevsimini buldu mu, her yıl meyve verir.

Gidip toplamazsanız, kuşlar kurtlar bayram eder.

“Armudun iyisini ayı yer” derler

Bu bir aldatmacadır. Akıllı insanların uydurduğu, bir aldatmaca.

Avanak Avnileri, kandırmak için.

“Armudun iyisini akıllı adam yer.”

Bu böyle biline.

*

Bizim Çanakkale yöresinde, (ilçelerinde ve köylerinde) nereye giderseniz gidin, Ahlat ağacını görebilirsiniz.

Ahlatın meyvelerı küçük olur. Dalında sert ve yenmeyecek kadar acımtrak ve buruktur. İnsanın dudaklarını toplar, boğazını sıkar, aynen ayva gibi.

Dalından koparılan ahlatlar, bir hafta gibi bir sürede olgunlaşır. Rengi kahverengiye döner. İçi yumuşar. Aynı muşmula gibi olur. Meyvenin içi taşlı olur. Taşları mide bile eritemez.

*

Yörükler ayranı sever.

Muhacirler (Macırlar) Ahlat (Alfat) turşusunu.

Ahlat meyveleri, bir kapalı kap içine alınır, üstüne su ilave edilip kabın ağzı iyice kapatılır. Zamanla ahlatlar turşu olur. Suyu içilir.

Şekere (diabet) iyi geldiğini söylüyorlar. Sindirimi kolaylaştırdığı kesin.

Bazı durumlarda “Ahlat şarabı” olma durumları da var.

Hacı evde çekince turşuyu, kahvede meclise bakan olabilir.

*

Sonbahar yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Nerdeyse kış geldi.

Orman içinde her yer bereket fışkırıyor.

Ahlatlar.

Güvemler.

Karamıklar.

Hövezler.

Mantarlar.

Güzelyalı’dan (Çanakkale’nin bir tatil köyü) öteye gittim.

Deniz kenarından, ”Karanlık Liman’ı” geçtim.

Ahlat ağaçları yüklenmişler meyveyi, bekleşiyorlar.

Gelen yok, giden yok.

Sadece kuşlar var.

Kuş sesleri ve denizin dalgaları.

Topladım ahlatlardan, birkaç poşet.

Ne yapacağımı anladınız siz.

*

Hani derler ya;

“Gezen çakal, yatan kurttan yeğdir.”

Gezin.

Bazen, atın kendinizi şehir dışına.

Mutlaka yeni bir şeyler keşfedeceksiniz.

Zira ömür;

“Yatmak ve bakmak için çok kısa.”

ODTU-YOL-AĞAÇLAR

Geçenlerde Anadolu Bulvarını Konya Yoluna bağlaması düşünülen yol güzergahinda yürüyüşe çıktık. Bu yola sadece yol demek onu küçümsemek olur. Yapılması düşünülen yol basbayağı bir Karayolu, 4+ 4 seritli ve gunde 40 000 aracin gecmesi bekleniyormus. ODTÜ A1 kapısı yakınında şerit sayısı daha da artıyor.

Yüzüncü yıldan girip Sap Enstitusunu gecince yol ODTU arazisine giriyor. Burada çok sayıda buyuk cam ağaçlarına kırmızı boyayla K harfi yazılmış. Bunlar sökülecek, belki taşınacak, ama buyuk kismi gittikleri yerde tutmayıp telef olacak ağaçlar.
Yol boyu çeşitli büyüklüklerde meşe, çeşitli meyva
ağaçları ve diğer ağaçlar da vardı. Bunlar işaretlenmemiş. Büyük olasılıkla dozerler gelip
onları söküp atacak. Ahlatların üzeri meyva doluydu,
hem de olgun ve harika tatlı. Çok üzücü. Ahlatlar, meşeler, iğdeler ağaçtan sayılmıyorlar.

Belediye A1 kapısı civarı için tam 27 proje geliştirmiş, ama Yüzüncü yıl için bir tane bile proje görmedik!!!! Yüzüncü Yıl ve Çiğdem sakinleri de ahlatlar sınıfında, biz de sayılmadık. ODTÜ öğrenci ve çalışanlarından binlerce kişi bu semtlerde barınır. Yürüyerek üniversiteye gidebilirler. Yaşam böylece daha ucuz ve daha sağlıklı olur. Araba kullanımının obezite nedenlerinden olduğu bilinmekte. Özellikle sabahları bir yokuştan inerek üniversiteye girivermek çok keyiflidir. Karşınıza sık sık güzel sürprizler çıkıverir. Geçenlerde yolunu şaşırıp araba yoluna doğru giden Peygamber Devesi çıktı yoluma. Tuttum nereye ahbap, yanlış taraf diğer tarafa gideceksin dedim içeri saldim. Kimbilir yaşamdan bıktı intihar mi edecekti neyse, edemedi işte!!!

ODTÜ’nün kuruluşundan bu yana çok büyük emek veren Kemal Kurdaş, Behruz Çinici ve Alaaddin Egemen aynı yıl içinde bir kaç ay arayla göçtüler.
Sanki biz görevimizi tamamladık artık ODTÜ size emanet dercesine..Gerçekten bu insanlar sadece bir üniversite kurmamışlar ama Ankara’nın ciğerlerini oluşturan bir ormanın oluşmasına da katkı koymuşlar. Sevgili Kurdaş için güzel bir anıt hazırlandı. Ama anıt hazırlayıp tören yapmakla bu iş bitmez. Seneler önce Ağahan ödülünü alan bir üniversite ODTÜ. Bu durumda bir şeyler yapmak,
ODTÜ’nün doğasına sahip çıkmak hepimizin görevi diye düşünüyorum

Sürdürülebilir Ulaşım

Son günlerde ODTÜ’nün A1 kapısından başlayıp Anadolu Bulvarını
Konya Yoluna bağlayacak yol üzerinde epey düşünüyoruz. Evimiz
ODTÜ çıkışında. Bu yol planı 1994 yilina dayanıyormus. Biz 1983
yılından beri bu evde yaşıyoruz. Civardaki evlerin pek çoğu 1970lerde yapılmış.
Bir dilekçe ile Belediyeye başvurduğumuzda Fen İşleri Müdürü telefon etti,
kendisine yüz yüze görüşme talebimizi iletince ertesi güne randevu verdi.
Görüşmemiz sonunda 4+4 şeritli, günde 40 000 (kırk bin) aracın evlerimizin
hemen dibinden geçirilmek istediğini anladık. Yani koskoca bir otoban
evlerin içinden geçirilmek isteniliyor. Burada gece gündüz gürültü, kirlilik
havaya sürekli salınacak tonlarca karbon dioksit demek. Ankara’da her sene
yeni 50 000 araç trafiğe çıkıyormuş.

Tabii hesabınızı ve projenizi bu sene 50 000 seneye 55 000
vs diye yaparsanız önünüze sadece bu artan araç için yol yapmak
dışında seçenek çıkmaz. Ama bu sene 50 000 ne yaparsam bunu
seneye 45 000e indiririm dediginizde baska secenekler cikivererir.

Bu seçenekler de hiç yabancı değil. El birliği ile yapımı süren
metro hatları bittiğinde bu binlerce aracın trafikten çekilmesini
sağlıyacaktır. Tabii metro istasyonlarına yapılacak toplu taşıma
bağlantıları ile bu oran daha da artacaktır.

Pek çok gelişmiş ülkede yaygın metro hatları
tren, otobüs, tramvay ile bağlantılı olarak planlanıyor.
Metrodan iniyorsunuz, bisikletinize binip evinize
gidiyorsunuz. Tren ve metrolara bisikletinizle binebildiginiz
gibi istasyonlarda bisiklet parkları oluyor. Sehrin her yeri
bisiklet yollarıyla orülmüs vaziyette. Sehir merkezinde sadece
yayalarin dolasabildigi aşlanlar ve sokaklar var. Bundan magaza
sahipleri de cok memnun. Yoruldugunuzda oturup bir seyler
yiyip icebileceginiz lokanta, kafeler serpistirilmis. Metrolarda
is adamlarını/ kadinlarini gormeniz olasi. Giyim kusamlarindan
fark edebiliyorsunuz. Uzun yollarda trende bilgisayarlar cikiyor,
bir seyler calisiliyor. Yogun trafikle bogusmak ve stresle ise gitmek yerine
insanlar sakin bir sekilde yollarina gidiyor.

Paris te trenlere ara sira binen müzisyenler sizi alıp baska
dünyalara, gecmise götürüveriyor.

Isvicre de daglarin tepelerine bile trenlerle cikabiliyorsunuz.
Yaninizda degisen goller ve yesilliklerin keyfini cikartarak
yolculuk yapmak harika oluyor. Zaten havaalaninin hemen yaninda
koskocaman bir tren istasyonu var, sizi alip ana istasyona tasiyor,
oradan her yone cok degisik baglantilarla istediginiz yonde trene
binebiliyorsunuz. Tum tren hatları, saatler, baglantilar, bineceginiz
platformların bilgisi internette var.

Berlinde tren ya da metrodan inince otobus duragına gittiginizde
digital olarak oradan gececek otobuslerin bilgisini gorebiliyorsunuz.
birkac dakikada otobusunuz gelip sizi istediginiz yere goturuyor.

Bizde trafikte araclarin buyuk bir kismi tek surucu. Araba paylasimi,
guzergah paylasimi gibi calismalarla arac sayisini yari yariya,
hatta dortte bire indirmek olasi. Car sharing- arac paylasiminda
kimse arabalarin sahibi degil, ya da herkes sahibi. Uye oldugunuzda
belli aylik odemeler yapiyorsunuz. ihtiyaciniz oldugunda
gidip arabayi alip kullaniyor, sonra iade ediyorsunuz.

Ornekler o kadar cok ki
yeterki kisisel araclari tercih etmek disinda yollar tercih edilsin
yollar bitmez.

inci