Archive for Eylül 2009

Yabanıl İnsandan Ne Öğrenebiliriz?

Bu sorular gelecekteki ilkel dünya hakkında sorulmuştur, fakat cevaplar günümüzdeki ilkel insanların nasıl yaşadığına dayanmaktadır:

1. Eşyaları kim sahiplenecek ve üretim araçlarının özel mülkiyetine izin verilecek mi?

İlkel insanlar eşyaları sahiplenmezler. Maddi sahiplikler yardımcı olmaktan daha öte engel olarak gözükürler. Sahiplik açgözlülüğü, bencilliği ve kibirliliği besler – bir bütün olarak bireylere ve kabileye zarar verici niteliklerdir.

2. Dünyadaki mallar nasıl el değiştirecek? Ve bu işi kim kontrol edecek?

Paylaşım, paylaşım, paylaşım. Kadın sütünü çocuğa verir, adam arkadaşı için oklar yapar, çocuk ateş için odun toplar. İşler kontrol dışıdır, özgürce yapılır. İnsanlar bu şekilde eylediklerinde, bir bütün olarak sosyal grubun bağlılığına yardımcı olur ve bize, uygar insanlara tamamen yabancı olan karşılıklı yardımlaşma döngüsünü beslerler.

3. Birliğin hakim şekli nasıl olacak: bireysel ilişkiler mi, aile mi, kabile mi, klan mı, komün mü, ulus mu ya da ne olacak?

İlk anne baba, gerçek besleyici, ormandır. Çocuklar bir çok kadın tarafından emzirilir ve bir çift yetişkin ile (biyolojik anne babaları) saplantısal ilişkisi olmaz. Aksine tüm kabileyi anne babası olarak görür. Hepsinden önce bu düşünce, orman ve kabileleri olmadan hiçbir şey olamayacaklarını asla unutmayan sağlıklı, mutlu bireyler olarak kendilerinin içten gelen duygusudur.

4. Bireyler ve gruplar arasında kim ya da ne aracılık edecek? Güç, kanunlar, yargıçlar, kıdemli insanlar, otoriteler, devletler veya herhangi bir şey olacak mı?

Arşiler, devletler, insan yapımı kurallar yok. Cinayet, akıl hastalıkları, rasgele şiddet, uyuşturucu/alkol bağımlılığının (bağımlılık kullanım değil) var olmaması için çok az arabuluculuk gereklidir. Tekrardan söylemek gerekirse, ne olacağını bilmiyorum – bu, ilkel toplayıcı-avcı toplumlarda ne olduğudur. Belki onlardan öğrenebiliriz?

5. İnsanlar arasında hangi ahlak kuralları (eğer varsa) olacaktır?

Ahlak komik bir kavram. Neyin ahlaklı olduğunu kim karar verir? Farkı yapmak için otorite pozisyonunda olduklarına kim karar verir?

Ben, vicdanıma benim için yapmam gereken doğru şeyin ne olduğuna karar vermesi için izin veririm. Sadece kişisel vicdan diğerleri ile etkileşimlerimizde bir ağırlığa sahip olabilir. Herhangi birşeyden başka, herhangi bir şekilde zorla yüklenen ahlakçılık, kolaylıkla aşırı zihni ve duygusal gerginlik altında çöker. En iyisi daha sağlam bir şeyler için bakmak.

Çocuklar, etraflarında gördüklerini taklit ederler. Bir çok şey söylemeye ihtiyaçları yoktur çünkü her halükârda nelerin gerçekleştiğine dikkat eder ve kopyalar. İlkel topluluklarda, çocuklar, belirli bir grup tarafından emredilmiş kuralları değil, neyin kabul edilebilinir ve neyin gözleme dayandırılmadığını hızlı bir şekilde öğrenir. Uygar hapishanelerimiz, mahkemelerimiz ve elektirikli sandalyelerimizden daha iyi çalıştığı aşikârdır.

6. Kanunların koruyucusu kim olacak? Eğer bir grup insan yanlış bir şey yaparsa, onlara ne olacak?

Ne kanunları? Neyin kanuna uygun olduğuna kim karar verir? Onları kim uygulayacak? Eğer bir uzaylı yeryüzüne iner ve kanunlarımıza bakarsa, muhtemelen burada iyi bir danışıklı dövüşte olduğumuzu düşünür. Kanunlarımız kağıt üzerinde büyük gözükür, fakat gerçeklik tamamen farklıdır.

Yabanıl insanlar doğanın kanunlarına saygı gösterirler – özdek olan kanunlar – oysaki insan yapımı kurallar kaprisli ve kusurludur. Eğer kültürümüz bu kadar patolojik olarak insanmerkezci olmasaydı, onu kabul ederdik. Ve yaşam ağındaki yerimizi özgür, yabanıl varlıklar olarak kabul ederiz. Uygar kanunlar ve kurallar evrenin gerçek düzeni içersinde bir yere sahip değildir – hiçbir insan kanunu asla yaşamın uyumuna ve karmaşasına yaklaşamaz, örneğin, ayın manyetik dansı ve gelgitler. Ve bunu uygarlıktan önce hiçbir insan asla denemek istemedi.

Yazan: Elfun K.

Reklamlar

gozluk tamiri

Gecen hafta oglum gözlüğünün üstüne basmış, metal çerçevesi kırılmış olarak İstanbul’dan eve geldi. Birlikte göz doktoru bir yakınımızın tavsiye ettiği bir gözlükçüye gittik. Ama megerse yazin gunes gozlugu sezonu varmıs, numarali gözlük sezonu da ekim sonu, kasim gibi acilirmis. Tabii gozlukcude bir saat harcamamiza karsin oglum uygun bir cerceve bulamadi. Gözlukcu biraz cekingen “sakin size gözluk satmak istemedigimi dusunmeyin ama size bir tamirci onerebilirim” dedi. Bir kaç kez de gozluk satamadıgı icin ozur diledi.

Oglumla metroya atlayip verdigi adrese uctuk. Gerekli olanlar icin tamircinin adresi Bayindir 2 Sok. 27 numaradaki Aksoy çarsısı icine girince hemen solda Cizgi isimli dükkan. bayindir 2. Sokaka Kizilaydan eski Koleje dogru yururken sol taraftaki 3. veya 4. sokak. Bu pasaj da sokagin sag basinda 2. bina.

Dukkandaki kisiye gözlugu uzattik. Tamiri yapan kişi sanirim ismi Ömer, cok az konusuyor, eliyle koltugu gosterip oturmamizi isaret etti. Yaklasik 10 dakika sonra tekrar bir el isareti, gozluk belki cok dikkat edildiginde tamir edildigi anlasilabilecek kalitede onarilmis olarak bize teslim edildi. Bu is icin de 10 lira para odedik. Bu olay beni cok etkiledi ihtiyaci olanlarla paylasmak istedim.

Bu olay bir yandan da beni aldi cocukluk, genclik anilarima goturdu. Eskiden naylon kadin corabi cok ucuz degildi. Bu corabi giyenler corap kactiginda (corabın bir ya da bir kac ilmegi kacip istenmeyen ince bir cizgi olusturmasi) insanlar ya evlerinde kendileri tamir ederdi, ya da corap kacigini tutturanlara gotururdu. Kacan ilmegin sayisina gore corabinizin onarimina para alirlardi. Tabii kumas giysinizde bir yirtilma, ufak bir yanık oldugunda da oruculer bulunur, yine cok dikkatli gozun secebilecegi guzellikte giysinizi onarirlardi. Tabii pek cok evde ic camasiri, ust bas dikisi yani sira sokuk tamiri, yama, orgu, dantel isleri de yapilirdi. epeydir giysiler, coraplar o kadar bol ve ucuz ki kaldirip atmak icin sokuk, eskimis olmasi gerekmiyor bile. Tabii artik arasanizda onlari tamir edecek ustalari bulamiyorsunuz. Onun icin tamircileri yasatmamiz gerek. Eger hala sevdiginiz ama tamiri gerekli gozlukleriniz varsa deneyin derim.

inci

Istanbul’da sel

Merhabalar,

Istanbul gune sel felaketi ile uyandi. Sanirim 1997’de de Ikitelli de sel felaketi olmustu. Umarim olum ve kayiplar buyuk boyutlara ulasmaz. Sabah meteoroloji hocasi Prof. Mikdat Kadioglu’nu bir radyo programinda dinledim. Spiker kendisinden sayisal bilgiler almaya zorluyordu, ama o bunlari yanitlamaktan kacinarak alinmasi gereken bir ton onlemden soz ediyordu. Olan oldu, kurtarma ve yara sarma islemlerinin ardindan durum tesbiti yapip, benzer olaylarin tekrarlanmamasi icin ne yapilmasi gerek ona bakmak sart. Istanbul’daki olasi deprem icin bu yapilamadi bir turlu. O Turkiye’nin kabusu olarak duruyor. Sicagi sicagina bir seyler yapilirsa oluyor ama sonra ustune gelen olaylarla digerleri onemini yitiriyor.

Bu arada bir baska tesbitim de ayni programda Vali ile olan gorusmeydi. Vali spikerin kendisini sorguya cektigini dusunup habire savunma yapti gibi algiladim. Her sey kontrol altinda, yapilmasi gereken her sey yapildi, sorun yok havasindaydi. Bu belki gerilimi azaltmak icin bir noktaya kadar anlasilabilir ama vali yapilamiyanlari, yapmak istediklerini de soyleyebilmeliydi. Tabii ardindan medyanin da “vali gucsuz, hic bir seyi yapamadi” diye saldiriya gecmemesi kosuluyla. Sonucta hepimiz insaniz. Ates dustugu yeri yakar derler, sel de bastigi yerdeki insanlari etkiliyor.

Dogrusu universitemiz icin, diger universiteler icin bir acil eylem plani varmi merak ettim. Biz torene katilamadik ama bu yil ODTU diploma toreni de yogun yagmur altinda yapilmis. Tabii hem katilanlar, hem diploma alanlar, hem de duzenleyenler icin cok zor oldugunu tahmin ediyorum. Onumuzdeki yillar icin bununla ilgili cozumlerin gelistirildigini umuyorum.

Hafta sonu ‘sineksekiz’ yayin evinden irem cagil ile kisaca gorustuk, harika haberleri var, cok yakinda 8 tane guzel kitap cikartiyorlarmis. Cok mutlu olduk. Biz de onu bulunca bir ton baska kitap onerisinde bulunduk. Irem tercumeden cok Turkce kitap yazilmasini arzu ettiklerini soyledi. Sizlerde onumuzdeki gunlerde cikacak kitaplara bakinin, satin alip okuyun, hatta kitap yazmayi dusunun!!

inci

inci

Sustainable School Global School

Greenwash

Olayı Saptıranlar
(Greenwash – Yeşil badanalama, yeşil göz boyama, yeşil yıkama, yeşil boyama)

Greenwash

Daha iyi bir dünya yaratabilmek için var gücümüzle yanıltıcı bilgilerin yayılmasının önüne, olması gerekten bilgiyi sunarak geçmeliyiz. Özellikle sürdürülebilirlik, ekoloji ve yeşil kavramlarının moda olduğu şu günlerde Greenwash (ben ‘yeşil boyama’ demeyi tercih edeceğim) konusuna değinmemiz gerektiğini düşündüm. Önce tanımına bakalım:

Yeşil Boyama: Bir organizasyonun doğayı gözetiyormuş, çevresel sorumluluğa sahipmiş izlenimi verebilmesi için yaydığı yanıltıcı bilgi.

Şirketler bu tür bir bilgiyi yaymayı yani Greenwash (yeşil boyama)’yı etik olmayan ve en çok dikkatimizi çekeceklerini düşündükleri şekilde; kampanyalarında veya reklamlarında bilerek yaparken, bazen farkında olmadan partiler, hükümet üyeleri, şirketler, sivil toplum kuruluşları da… yapabilmektedir.

Greenwash (yeşil boyama) konusunda yazılanlara baktığım zaman şu noktalar gözüme çarptı:

* Ürünlerin ve hizmetlerin doğa dostu oldukları belirtiliyor ama bunun arkası, altı doldurulmuyor,
* Ürünün yalnızca ‘yeşil’ olan kısmına dikkat çekiliyor ve ürünün çevreye zarar veren diğer yanlarının es geçiliyor,
* Amblemini doğadan bir motif koyarak tasarlatan bir petrol şirket, sürdürülebilir olmayan ve her aşamasında sorun teşkil eden bir ürünü üreterek pazarlamasına karşın, yenilenebilir enerjilere yatırım yapmıyor,
* Pek çok alanda, çeşitli ürünler üreten bir şirket, yalnızca bir ürünü belirli kriterlere uyduğu için bu ürünü ön plana çıkartıyor ve diğer yandan bütünsel olarak olayı benimsemediği için organizasyon olarak doğaya zarar veren etkinliklerde, üretimlerde bulunmaya devam ediyor,
*Bir petrol şirketi sosyal duyarlılık projesi olarak ‘sulak alanları koruma çalışmaları’! yapmaya çalışarak ne kadar çevreci olduklarını yansıtmaya çalışıyor,
*Atıklar konusunda yoğun çalışma! yapan organizasyonlar, üretim aşamasında atık azaltmak üzerine hiçbir çalışma yapmazken geri dönüşüm konusuna ağırlık veriyor…

Fark edildiği gibi moda olan “yeşil, ekoloji, doğa dostu, sürdürülebilirlik” kelimelerini kullanarak varoluşlarını, ürünlerini, hizmetlerini olduğundan farklı gösterme eğilimi olabiliyor. Eğer gerçekten herkes neyin ne olması gerektiğine kafa yormazsa bunun çok yaygın bir hale gelmesi işten bile değil,. Örneğin ben atıklar konusunda ilk çalışmaya başladığımda, 6 kattan oluşan malum kutu ambalajlarını doğa dostu! olarak yansıtan çevre kulübü öğrencileriyle karşılaşmıştım.

“Temiz üretim”, “adil paylaşım”, “sıfır atık”, “beşikten beşiğe tasarım” kavramlarını gerçekten uygulayan organizasyonların ön planda olması için el birliğiyle çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.

Eğer birileri “Greenwash” üzerine
*Greenwash’ın değişik tanımlarıyla
* değişik kaynaklar göstererek,
*Greenwash’ın nasıl kullanıldığına değişik örnekler göstererek
*ulkemizi bu yonde bekleyen ilk tehlikeler gibi konuları iceren
daha ayrıntılı bir makale yazmak isterlerse burada yer vermek isteriz.

erol scott

Sürdürülebilir Müzik

Almanyalı bir müzisyenin, sürdürülebilirlik kavramının müzik üretiminde kullanılabileceğini düşünmesi üzerine yaptığı birkaç çalışma.

Petersen – Sample1

Sustainable Music started 2003/2004 when I created websites for some friends of mine. Somehow I wanted to include my name but did not want to use the Bay-Area-Bands.com or Clover-Infopage.com connection – thus I created a new website that could be used for other activities as well. Since most of the things I do on the web have to do with music, the new website’s name had to pay tribute to that. Around that time I was working on my dissertation/diploma which in great parts dealt with sustainable development. Subsequently my mind was filled with things being sustainable or not and somehow I came up with the term sustainable music.

So what is sustainable music? Well, we know what music is but I bet that many (still) don’t know much about concepts of sustainability. In a simple way sustainability involes taking care of posterity and thus involves the use of natural poducts and energy in a way that does not harm the environment, this generation and future generations. Following this idea I would say that the sustainability concept can be connected to the production of music.

I would like to keep it simple though, sustainable music should be music that is lasting. Music one likes to listen to today and in the years ahead. Music that is still likable for future generations. This is also a key to my other websites where I try to not only support good Bay Area music but also want to collect the connected history of the bands/artists/music.

As a matter of fact, it is better to listen to music than read about it. Thus a next step is to keep music available once released or release music if it hasn’t been available before. To keep it short, once Dan Hayes contacted me and I created an entry for him on Bay-Area-Bands.com I found out that he had some cool recordings in the closet that had never been released before. I asked him to just do that and somehow along that line Sustainable Music turned into an online record label.

I am not sure where all of this will take me, but it involves a lot of fun and I try to keep the production of the CDs sustainable 😉

Stephan Petersen
www.sustainablemusic.de
Hamburg, Germany

‘3G’nin çevreye ve insana etkileri…

> İsveç’te,
> 3G’de bulunan 3 UMTS sistemini test etmişler.
>
> İnsan vücudu üzerinde çok önemli zararları olduğunu
> görmüşler.
>
>
> Bu ateşi elinize almayın, geleceğinizi yakmayın!
> Prof.Dr. Selim Şeker anlatıyor.
>
> 3G geldi! Reklâmlar aracılığı ile ortada bir bayram
> havası var. Reklâm sloganı “merak etmiyor
> musun” diyor. Biz merak ediyoruz ama geleceğimizi!
> Sağlık sorunları göz önüne alındığında
> kazandıracak mı, yoksa kayıplar mı artacak?
>
>
> Tehlikeli Oyuncak” kitabının yazarı, Boğaziçi
> Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölüm
> Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Şeker sorularımızı
> yanıtladı.
>
> 3G ne anlama geliyor?
>
> “3G, kablosuz sistemlerin yani hücresel ağ
> sisteminin en gelişmişi. Önceden tanıdığımız 1G ve
> 2G’ye göre çok büyük yenilikleri var. Şu ana
> kadar sesli iletişim aracı olarak kullandığımız cep
> telefonunda, artık görüntü, bilgi aktarımı, sayısal
> veriler, TV, faks, internet, medya haberciliği gibi büyük
> iletişim kolaylığı getiriyor.”
>
>
> Çevre ve insan sağlığı üzerinde ne gibi etkileri
> olacak?
>
> “Bu sistemde iletişim aracı olarak
> kullandığımız, bir odayı dolduran bütün elektrik
> aksamını bir telefona soktular. Maalesef para kazanırken
> çevre ve insan sağlığını hiç düşünmüyorlar. Bu
> teknoloji ile beraber bugüne kadar 1 baz istasyonu olan
> yerde, artık 9 tane baz istasyonu olacak! Yani baz
> istasyonu sayısı çok artacak. İngiltere’de 3G ile
> beraber baz istasyonu sayısı 50.000-70.000
> civarında artış göstermiş.
>
>
> Daha çok baz istasyonu; daha çok radyasyon, daha çok
> manyetik kirlilik demek! 3G hem insan hem de çevre
> sağlığı açsından büyük riskler içeriyor.
>
> İsveç’te, 3G’de bulunan 3 UMTS sistemini test
> etmişler. İnsan vücudu üzerinde çok önemli zararları
> olduğunu görmüşler.
>
>
> TV istasyonunda çalışan kişiler, çalıştıkları
> ortama girince bir ağırlık ve baş ağrısı hissederler,
> yoğun stres yaşarlar. Bunun sebebi o istasyonda bulunan
> alıcı ve vericilerdir.
>
> Bazı alışveriş merkezlerine giren insanlar da
> rahatsızlık duyarlar, rahat nefes alamazlar, kalp
> hastaları daha fazla rahatsız olur. Bunun sebebi de o
> alışveriş merkezinde bulunan baz istasyonlarını n sebep
> olduğu kuvvetli radyasyondur.
>
>
> 2G’nin DNA’yı olumsuz etkilediği, kansere
> sebep olduğu birçok ülkede yapılan bilimsel
> araştırmalarla kanıtlandı. Bu araştırmaların çoğunu
> Tehlikeli Oyuncak kitabımda açıklamıştım. Eylül
> ayında Hayykitap’tan yayımlanacak ikinci
> kitabımda da son araştırmaları açıklayacağım!”
>
>
> Çocukların geleceğini nasıl etkileyecek?
>
> “Baz istasyonuna ilk 300 m mesafede oynayan
> çocukların, diğer çocuklara oranla %500 daha fazla
> kanser olma riski taşıdıkları yine bilimsel
> araştırmalarla kanıtlandı. Okul, hastane, park gibi
> alanların çevresinde kesinlikle baz istasyonu ve yüksek
> gerilim hattı bulunmaması gerekiyor. Bizim ülkemiz
> maalesef bu konuda da gariplikler ülkesi! Birçok hastane,
> park ve okul çevresi baz istasyonları ile çevrili.
>
>
> Anne ve babalar cep telefonunu çocuklara ödül
> olarak kesinlikle vermemeli! Çünkü bu ödül değil,
> onların hayatıntan sağlıklarını çalan ölümcül
> bir alet!
>
> Dikkat edin baz istasyonlarında örümcekler yaşamaz,
> kuşlar da çevresine yuva yapmaz! Elektromanyetik kirlilik
> hayvanları ve doğal hayatı da çok olumsuz etkiliyor.
> Yeni sistem doğal hayatı tehdit ediyor!”
>
>
> Hangi hastalıklarda artışlar görülecek?
>
> “Kalp ameliyatı geçirmiş olanlar İstanbul gibi
> büyük metropollerde yaşayamaz hale gelecek.
>
> Alerji vakalarında büyük artışlar gözlenecek.
> İsveç’te yapılan bir araştırmada 3G sisteminin
> gelmesinin ardından alerji vakalarından büyük artış
> gözlenmiş.
>
>
> Almanya’da yapılan bir araştırmada da çocuklarda
> erken ergenlik ve obezite, kadınlarda menopoz sorunlarında
> artışlar ortaya çıkmış.”
>
> Peki, hem çevre hem de insan sağlığını korumak için
> çözüm ne?
>
> “Cep telefonlarının mümkün olduğunca az
> kullanılması gerekiyor. Çünkü sağlığa tamir
> edilemeyecek derecede büyük zararlar veriyor. Mevcut
> sistem insanları korumuyor.
>
>
> Sigara konusunda devlet ve toplum çok geç uyandı ama
> artık büyük hassasiyet gösteriliyor. Çok geç olmadan
> cep telefonu konusunda da aynı hassasiyetin gösterilmesi
> gerekiyor. Bunun için, sivil toplum örgütlerine, devlete
> ve özellikle telefon kullanan vatandaşlara büyük
> görev düşüyor.”