ODTÜ Ormanının Sürdürülebilirliği

Bayramın son gecesi geldiler yüzlerce araçla,
polis ve eli sopalı işçileriyle…
Çitleri kesip daldılar ormana.
Kimse durduramadı. Sabaha kadar köklerini bile kazıdılar
binlerce ağaç yok oldu. Araçlarıyla yerle bir ettiler.
Toprak ağladı ağaçlarına, orada barınan binlerce canliya.
Yakında üstünü asfaltla kaplayacaklar ve hiiiç yeşili göremeyecek.

Aslında sürdürülemeyen insanın hayatı. İnsanlar çok geç olamadan
görebilseler ağaçlar gidince kendi yaşamlarının da sona ereceğini.
Bugün, ya da yarın.
AOÇ bitti, Kuzey Ormanları bitiriliyor,
ODTÜ Ormanının bir kısmı gitti, gözler gerisinde.
Yakında çöle dönecek heryer.
Ama çok geç olacak bunu farkedince.
Ne yapalım kendi düşen ağlamaz mı diyeceğiz.
Hayır hayır sürdür çabalarını ki yaşam sürsün!!!

Ahlat ağaçları

Merhabalar,

ODTU A1 kapısının sol tarafından geçirilmek istenen yol (4+4 şeritli, günde 40 000 aracın geçeceği, Yüzüncü Yıl ile Çiğdem Mahallesini ayıran, bazı evlere adeta teğet geçecek Otoban) nedeniyle yok edilecek ağaçlara baktik.
Onları sevgiyle kucakladık. Farkına varmasak da koca kentin akcığerleri gibi çalışıyorlar. Bazilarina al kurdeleler astık. Bazi çam ağaçlarında kırmızı boya ile işaretlenmiş K harfi vardi, iyiye yorduk, bunlar herhalde taşınacak dedik. Ama galiba K “kesilecek” anlamına geliyormuş. Etrafta çok sayıda işaretsiz ahlat, iğde, az sayıda meşe ve başka ağaçlar da vardı. Sanırım bunlar kesilmeye bile layık görülmemiş. Dozerle biçilip yerle bir edilecekler. Oysa ahlatlar bize meyvalarını sundular, güzel kokulu, şeker gibi tatlı. Zaten başka da bir şey bilmezler ki bizlere güzel şeyler sunmanın ötesinde…. Onların sunduklarını takdirle alıp onlara teşekkür ettik.

Bu ağaçlar kimbilir kaç senedir oralardalar, şüphesiz çoğu öğrencilerimizden yaşlılar. Kabaca bir tesbitle çamlar 40 yaşlarında görünüyorlar. Yani hiç bir şey yapmadan bu kadar sene yaşayabilmişler ama şimdi hayatları tehdit altında.

Ahlatla ilgili güzel bir yazi buldum. Sizlerle paylaşmadan edemiyeceğim. Bağlantı aşagıda, yazanın ellerine sağlık.
Her ihtimale karşı yazıyı da kopyaladım. Umarım yazarını (Kaz Dağlarından Ş. Odabaşı) kızdırmam.
iyi okumalar.

http://blog.milliyet.com.tr/ahlat-agaci/Blog/?BlogNo=268767

Ahlat Ağacı.

Yani “yaban armudu.”

Ormanda kendiliğinden biten yabani garip bir ağac.

Genelde açık alanlarda bulunur.

Orman içinde yer alsa da, orman ağacı sayılmaz.

Yetim çocuk gibidir.

Üvey annesi, onu kapı önüne bırakmıştır. Babası sahip çıkmamaktadır.

Çam ağacını kesip eve getirirken yakalansanız, traktörünüzü satarlar.

Ahlat ağacını kestiniz mi, bir şey olmaz.

Doldurun kamyona, odun diye gidin bir şehrin göbeğinde satın. Kimse “kaçak odun” satıyor diye, yakalamaz sizi.

İşi bozuk olan köylüler kesip kesip sattılar, ahlat ağaçlarını bir zamanlar.

Tarlaların içinde neredeyse hiç ahlat ağacı kalmadı.

Birçok canlının, neslini kuruttuk.

Ahlat ağaçları da neredeyse ayaklarını sallamak üzereyken, şimdilerde kurtuldu gibi.

Ahlat ağacını kesip, odun yapan “odunlar” yok oldu.

Ahlat ağacı, yeniden kendine geldi.

*

Ahlat ağacı, armudun ana ağacıdır.

Ahlata armut aşılarsınız, olur biter.

Artık su istemez, bakım istemez.

Mevsimini buldu mu, her yıl meyve verir.

Gidip toplamazsanız, kuşlar kurtlar bayram eder.

“Armudun iyisini ayı yer” derler

Bu bir aldatmacadır. Akıllı insanların uydurduğu, bir aldatmaca.

Avanak Avnileri, kandırmak için.

“Armudun iyisini akıllı adam yer.”

Bu böyle biline.

*

Bizim Çanakkale yöresinde, (ilçelerinde ve köylerinde) nereye giderseniz gidin, Ahlat ağacını görebilirsiniz.

Ahlatın meyvelerı küçük olur. Dalında sert ve yenmeyecek kadar acımtrak ve buruktur. İnsanın dudaklarını toplar, boğazını sıkar, aynen ayva gibi.

Dalından koparılan ahlatlar, bir hafta gibi bir sürede olgunlaşır. Rengi kahverengiye döner. İçi yumuşar. Aynı muşmula gibi olur. Meyvenin içi taşlı olur. Taşları mide bile eritemez.

*

Yörükler ayranı sever.

Muhacirler (Macırlar) Ahlat (Alfat) turşusunu.

Ahlat meyveleri, bir kapalı kap içine alınır, üstüne su ilave edilip kabın ağzı iyice kapatılır. Zamanla ahlatlar turşu olur. Suyu içilir.

Şekere (diabet) iyi geldiğini söylüyorlar. Sindirimi kolaylaştırdığı kesin.

Bazı durumlarda “Ahlat şarabı” olma durumları da var.

Hacı evde çekince turşuyu, kahvede meclise bakan olabilir.

*

Sonbahar yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Nerdeyse kış geldi.

Orman içinde her yer bereket fışkırıyor.

Ahlatlar.

Güvemler.

Karamıklar.

Hövezler.

Mantarlar.

Güzelyalı’dan (Çanakkale’nin bir tatil köyü) öteye gittim.

Deniz kenarından, ”Karanlık Liman’ı” geçtim.

Ahlat ağaçları yüklenmişler meyveyi, bekleşiyorlar.

Gelen yok, giden yok.

Sadece kuşlar var.

Kuş sesleri ve denizin dalgaları.

Topladım ahlatlardan, birkaç poşet.

Ne yapacağımı anladınız siz.

*

Hani derler ya;

“Gezen çakal, yatan kurttan yeğdir.”

Gezin.

Bazen, atın kendinizi şehir dışına.

Mutlaka yeni bir şeyler keşfedeceksiniz.

Zira ömür;

“Yatmak ve bakmak için çok kısa.”

ODTU-YOL-AĞAÇLAR

Geçenlerde Anadolu Bulvarını Konya Yoluna bağlaması düşünülen yol güzergahinda yürüyüşe çıktık. Bu yola sadece yol demek onu küçümsemek olur. Yapılması düşünülen yol basbayağı bir Karayolu, 4+ 4 seritli ve gunde 40 000 aracin gecmesi bekleniyormus. ODTÜ A1 kapısı yakınında şerit sayısı daha da artıyor.

Yüzüncü yıldan girip Sap Enstitusunu gecince yol ODTU arazisine giriyor. Burada çok sayıda buyuk cam ağaçlarına kırmızı boyayla K harfi yazılmış. Bunlar sökülecek, belki taşınacak, ama buyuk kismi gittikleri yerde tutmayıp telef olacak ağaçlar.
Yol boyu çeşitli büyüklüklerde meşe, çeşitli meyva
ağaçları ve diğer ağaçlar da vardı. Bunlar işaretlenmemiş. Büyük olasılıkla dozerler gelip
onları söküp atacak. Ahlatların üzeri meyva doluydu,
hem de olgun ve harika tatlı. Çok üzücü. Ahlatlar, meşeler, iğdeler ağaçtan sayılmıyorlar.

Belediye A1 kapısı civarı için tam 27 proje geliştirmiş, ama Yüzüncü yıl için bir tane bile proje görmedik!!!! Yüzüncü Yıl ve Çiğdem sakinleri de ahlatlar sınıfında, biz de sayılmadık. ODTÜ öğrenci ve çalışanlarından binlerce kişi bu semtlerde barınır. Yürüyerek üniversiteye gidebilirler. Yaşam böylece daha ucuz ve daha sağlıklı olur. Araba kullanımının obezite nedenlerinden olduğu bilinmekte. Özellikle sabahları bir yokuştan inerek üniversiteye girivermek çok keyiflidir. Karşınıza sık sık güzel sürprizler çıkıverir. Geçenlerde yolunu şaşırıp araba yoluna doğru giden Peygamber Devesi çıktı yoluma. Tuttum nereye ahbap, yanlış taraf diğer tarafa gideceksin dedim içeri saldim. Kimbilir yaşamdan bıktı intihar mi edecekti neyse, edemedi işte!!!

ODTÜ’nün kuruluşundan bu yana çok büyük emek veren Kemal Kurdaş, Behruz Çinici ve Alaaddin Egemen aynı yıl içinde bir kaç ay arayla göçtüler.
Sanki biz görevimizi tamamladık artık ODTÜ size emanet dercesine..Gerçekten bu insanlar sadece bir üniversite kurmamışlar ama Ankara’nın ciğerlerini oluşturan bir ormanın oluşmasına da katkı koymuşlar. Sevgili Kurdaş için güzel bir anıt hazırlandı. Ama anıt hazırlayıp tören yapmakla bu iş bitmez. Seneler önce Ağahan ödülünü alan bir üniversite ODTÜ. Bu durumda bir şeyler yapmak,
ODTÜ’nün doğasına sahip çıkmak hepimizin görevi diye düşünüyorum

Sürdürülebilir Ulaşım

Son günlerde ODTÜ’nün A1 kapısından başlayıp Anadolu Bulvarını
Konya Yoluna bağlayacak yol üzerinde epey düşünüyoruz. Evimiz
ODTÜ çıkışında. Bu yol planı 1994 yilina dayanıyormus. Biz 1983
yılından beri bu evde yaşıyoruz. Civardaki evlerin pek çoğu 1970lerde yapılmış.
Bir dilekçe ile Belediyeye başvurduğumuzda Fen İşleri Müdürü telefon etti,
kendisine yüz yüze görüşme talebimizi iletince ertesi güne randevu verdi.
Görüşmemiz sonunda 4+4 şeritli, günde 40 000 (kırk bin) aracın evlerimizin
hemen dibinden geçirilmek istediğini anladık. Yani koskoca bir otoban
evlerin içinden geçirilmek isteniliyor. Burada gece gündüz gürültü, kirlilik
havaya sürekli salınacak tonlarca karbon dioksit demek. Ankara’da her sene
yeni 50 000 araç trafiğe çıkıyormuş.

Tabii hesabınızı ve projenizi bu sene 50 000 seneye 55 000
vs diye yaparsanız önünüze sadece bu artan araç için yol yapmak
dışında seçenek çıkmaz. Ama bu sene 50 000 ne yaparsam bunu
seneye 45 000e indiririm dediginizde baska secenekler cikivererir.

Bu seçenekler de hiç yabancı değil. El birliği ile yapımı süren
metro hatları bittiğinde bu binlerce aracın trafikten çekilmesini
sağlıyacaktır. Tabii metro istasyonlarına yapılacak toplu taşıma
bağlantıları ile bu oran daha da artacaktır.

Pek çok gelişmiş ülkede yaygın metro hatları
tren, otobüs, tramvay ile bağlantılı olarak planlanıyor.
Metrodan iniyorsunuz, bisikletinize binip evinize
gidiyorsunuz. Tren ve metrolara bisikletinizle binebildiginiz
gibi istasyonlarda bisiklet parkları oluyor. Sehrin her yeri
bisiklet yollarıyla orülmüs vaziyette. Sehir merkezinde sadece
yayalarin dolasabildigi aşlanlar ve sokaklar var. Bundan magaza
sahipleri de cok memnun. Yoruldugunuzda oturup bir seyler
yiyip icebileceginiz lokanta, kafeler serpistirilmis. Metrolarda
is adamlarını/ kadinlarini gormeniz olasi. Giyim kusamlarindan
fark edebiliyorsunuz. Uzun yollarda trende bilgisayarlar cikiyor,
bir seyler calisiliyor. Yogun trafikle bogusmak ve stresle ise gitmek yerine
insanlar sakin bir sekilde yollarina gidiyor.

Paris te trenlere ara sira binen müzisyenler sizi alıp baska
dünyalara, gecmise götürüveriyor.

Isvicre de daglarin tepelerine bile trenlerle cikabiliyorsunuz.
Yaninizda degisen goller ve yesilliklerin keyfini cikartarak
yolculuk yapmak harika oluyor. Zaten havaalaninin hemen yaninda
koskocaman bir tren istasyonu var, sizi alip ana istasyona tasiyor,
oradan her yone cok degisik baglantilarla istediginiz yonde trene
binebiliyorsunuz. Tum tren hatları, saatler, baglantilar, bineceginiz
platformların bilgisi internette var.

Berlinde tren ya da metrodan inince otobus duragına gittiginizde
digital olarak oradan gececek otobuslerin bilgisini gorebiliyorsunuz.
birkac dakikada otobusunuz gelip sizi istediginiz yere goturuyor.

Bizde trafikte araclarin buyuk bir kismi tek surucu. Araba paylasimi,
guzergah paylasimi gibi calismalarla arac sayisini yari yariya,
hatta dortte bire indirmek olasi. Car sharing- arac paylasiminda
kimse arabalarin sahibi degil, ya da herkes sahibi. Uye oldugunuzda
belli aylik odemeler yapiyorsunuz. ihtiyaciniz oldugunda
gidip arabayi alip kullaniyor, sonra iade ediyorsunuz.

Ornekler o kadar cok ki
yeterki kisisel araclari tercih etmek disinda yollar tercih edilsin
yollar bitmez.

inci

yasamı surdurmeye katki

ODTÜ’de guzel bir sonbahar. Ama olum orucundaki ve hapislerdeki insanlari dusununce guzellikleri farkedemiyor insan.
Bir insanin olume yatmasi o insanin artik yapacak hic baska bir seyim yok, canimdan baska da verecek bir seyim kalmadi,
cok umitsizim demesi icimi acitiyor. Bu insanlari tanimiyorum ama odum kopuyor onlardan birine bir sey olacak diye. Olum orucundakiler vucutlarina donusu olmayan zarar verme asamasina hizla yaklasiliyorlar. Esas olan yasamin surdurulmesi, yasamaya katki koyabilmek degil mi?
Bunu saglamak icin bir seyler yapmaliyiz, hemde cok ACİL!!!.

Sakarya depreminin ucuncu gununde ODTU Otobusuyle deprem yerine ulasmistik. İnsanlarin yer altinda
bir canliya ulasma umutlarına, insanlari kurtarabilmek icin harcadiklari cabaya ve ardindan gelen hayal kirikligina tanik
olmustum. Bir cani kurtarabilmek muthis bir sey. Oysa bir canin yok olmasi saniyelerle
oluveriyor. Sakarya depremi de saniyeler sonunda en az 17000 kisinin olumune neden oldu.
Bu olumler onlenebilirmiydi, deprem onlenemezdi ama ama sonuclari cok daha az olumcul
olabilirdi.

Olum oruclarında olumleri engellemek de insanlarin elinde. Universitemizin gencleri
bu konuya dikkat çekmek için eylem yapiyorlar, polisle catisiyorlar, uzerlerine biber gazi sikiliyor,
giris kapisi yakilip yikiliyor. Caresizlik siddete donusuyor. Ama maalesef bunlar olum oruclarinin
sonlandirilmasina bir cozum getiremiyor.

Aslinda cozum belli. Olum orucuna yatanlara kulak vermek lazim.
Finlandiya’ya gittigimizde havaalaninin ismi iki dilde yaziliydi. Baskentteki sokak isimleri de iki dilde yazilmisti.
Saticilarin cogu bu iki dili bildiklerini gostermek icin yakalarinda iki ulkenin bayraklari olan isim kartları
takiyorlardi. Yani dil insanlari ayristirmiyor onlari birlestiriyor.
Biz de bu korkunun nedeni ne?. Amerikali, İngiliz, Alman, İtalyan, Fransizin
yasamadigi ulkemizde bu diller okullarda senelerdir okutuluyor, ama milyonlarca insan ana dilini kullanamıyor!!!
Bu nasil bir mantiktir anlamak mumkun degil.

Cok gec olmadan yasamin surdurulebilirligi icin olum oruclarinin bitmesine katki koymak sart.
Otoritelere seslenmek istiyorum degerli olan yasamak, yasama katki koymak. Ne olur çok geç
olmadan olum orucundakilerin isteklerine kulak verin, olum oruclari bitsin. Bu hic kimseyi kucultmez, yuceltir.
Sizler de bu canlari kurtaran kisiler olarak tarihe gecersiniz.

Ogrencilerimiz

7 Ağustos Tarihli Radikal Gazetesi Adalet Bakanliğina verilen soru önergesinin yanıtını ilk haber olarak vermis;
Tam 2824 ogrenci cezaevinde. Bunlardan 1778 tanesi tutuklu.

Ben bu sayiyi 770 olarak biliyordum ve cok uzuluyordum. Simdi uzuntum katlanarak artti. Nerdeyse ODTU’ye yeni kaydolacak ogrencilerin tamamina yakin bir ogrenci hapislerde.

Biz universitede ogretim uyeleri ogrencilerimize sadece kayitli olduklari derslerin iceriklerini vermekle kalmayiz. Onlara elimizden geldigince ornek olmaya calisiriz. Daha da onemlisi verdiklerimizi harfiyen ezberlemelerini degil her seyi, kitaplarinda okuduklarini bile sorgulamalarini bekleriz. Derslerde en cok soru soran, bizleri, konulari irdeleyen ogrenciler bizi mutlu eder. Bu ogrenciler meraklidir. Her seyi taa ozune kadar ogrenmek, iyi ogrenmek, anlamak cabasi icindedirler ve ancak kafalarinda olusan sorularin cevaplarini alip, ya da kendileri arastirip bulup ikna olduklarinda anlatilanlari, okuduklarini kabul ederler. İlerleme ancak boyle olur. Aksi durumda mevcut bilgilerin otesine gecilmez. Biz derslerde ogrencilerimize gruplar halinde calismalari icin de tesvik ediyoruz. Dunyada gelismis ulkelerin hastaligi olan bireysellik ve bencillik hastaligi bizler de bulasti. Oysa gencler guzel gruplar halinde calismalarini cok daha etkili yapabilirler. Birbirlerine yeni bir seyler ogretebilirler. Paylasmanin guzelligini yasarlar ve hayatlari zenginlesir. Bir araya gelip grup halinde bir seyler yapan her gruba da orgut damgasi vurulmasi son derece cok yanlistir.

Cezaevlerindeki ogrencilerin buyuk bir cogunlugu da tanik olduklari ve onaylamadiklari, ikna olmadiklari konulara bir sekilde tepki verdikleri, karsi ciktiklari icin cezaevindeler. Bu genclerden posi taktigi icin, pankart actigi icin, kendisine gelen mesaji baskalariyla paylastigi icin tutuklu olan ogrenciler var. Detaylar gazetede var. Ben konuya surdurulebilirlik acisindan yaklasmak istiyorum.
Gencler bizim gelecegimiz. Ulkenin gelecegi. Hatta dunyanin gelecegi. Hapishanelerde bu genclerin hayati karartilmakla kalmiyor aslinda ulkenin gelecegi karartiliyor. Onlarla birlikte onlarin yetismesinde emegi gecen ailelerinin de hayatlari karariyor. Dogrusu cezaevinde cocugu olan anne ve babalarin rahat bir uyku yuzu gorduklarini hic sanmam. Onlar icin yapilacak en onemli is nerede olursa olsun cocugu ile iletisimde olabilmek, onu gorebilmek ve onu o cehennemden cikartmak icin varini yogunu seferber etmek. Yani bu gencleri cezaevlerine koyarak sadece onlari yoketmiyoruz ailelerinin de gunlerini karartiyoruz.

Bir canliyi yetistirmek, onu dunyaya katki verebilen bir birey yapabilmek cok emek ister, ulkeye maliyeti de cok buyuktur. Onlar bizim en degerli hazinemizdir aslinda. Onlarin tam olarak yetismelerine, olgunlasmalarina Izın versek iclerinden ulkenin, dunyanin gelecegine cok olumlu katkilar yapabilecek onlarcasi, yuzlercesi cikacaktir.

Ben somut olarak tum yetkililerin isin vahametini fark edip derhal ellerinden geleni yapmalarini, bu gencleri (ve gercekten terorle ilgisi olmayan diger tutuklu ogretim uyeleri, gazeteciler, milletvekilleri ve vatandaslari) biran once tutukluluklarının sonlandırılmasını saglamalarini, eger yargilanmalarini gerektirecek bir eylemleri soz konusu ise yargilanmalarin tutuksuz surdurulmesini istiyorum.

Ayrica her birlikte bir eylemler yapan ogrenciler “orgut” degildir, haksizliklara, yanlis giden seylere itiraz etmek de “teror” eylemi degildir. Yetkililerden “Orgut” ve “Teror” kavramlarinin kapsaminin da yeniden gozden gecirmelerini ve bir an once duzeltilmek icin ne gerekiyorsa yapmalarini istiyorum.

GEN Avrupa

Merhabalar
Temmuzun 8′inde Budapesteye 2.5 saat mesafedeki Krishna Valley’de yapilan GEN- Global Ecovillage Network,
Kuresel Ekokoyler Agi, toplantisina katildik. Guneskoy Kooperatifi 7 senedir GEN’in uyesi. Toplantinin
iİlk gunlerine uyeler katildi, sozlesme degisikligi, GEN’in butcesi, yapilan isler anlatildi, tartisildi ve gerekli olanlar oylandi.
Biz GEN’i cok uzun yillardir taniyoruz. Baslangicta GAiA vakfi’nin katkilariyla yuruyen GEN son 4-5 senede buyuyerek
ayaklari uzerinde durmaya basladi. GEN’in ilk senelerinde Mete Hacaloglu isimli arkadas yonetim kurulundaydi,
daha sonra ben 2 donem yonetim kurulunda bulundum. Son 2 donemde de Deniz Dincel yonetim kurulundaydi.

Baslangictaki uye toplantisinin ardindan konuklara da acik Konferans yapildi. Ana tema surdurulebilirlik konusuydu.
Rio+ 20 toplantisina GEN’den katilan 2 arkadas izlenimlerini paylastilar. Avusturyali Christian Felber yeni bir alternatif
ekonomi duzenini anlatti. Cok ilgi cekti. İlginizi cekerse “deglobilization”, “
“less competion, more cooperation”, Economy for common good” sozcuklerine bakabilirsiniz.

Her seyin otesinde Krishna Valley basli basina ornek bir yerleske. Bir kere
cok iyi bir organizasyon yapilari var. Surdurulebilirligin 4 temel ogesinin orneklerini orada gormek olasi.
Enerji, gida, su ve daha baska alanlarda kendi kendine yetebilen bir yapi olusturmuslar
Atik sularini biyolojik olarak aritiyorlar. Kuvvetli olduklari baska bir alan da ekonomileri.
Ekonomileri Macaristan ekonomisinden cok daha parlak. Valley’in ekonomik duzenini ekonomiden sorumlu genc bir uyeden dinledik.
Her yil 30 000 civarinda ziyaretcileri oluyormus. Onlardan giriste ucret aliyorlar, hediyelik esya dukkanlari ve
yemek ikram ettikleri restoranlari var. GEN toplantisindan sonraki hafta sonu 5-8 bin kisilik katilimi bekledikleri
bir festival hazirliklari icindeydiler.

Konferans bittikten sonra yine uyelerin katildigi yeni sene butcesi, secimler ve benzeri konularla
ilgili toplantilar yapildi.
Bu seneki toplantiya İrandan 4 arkadas katildi. Maalesef erkeklere vize vermemisler.
Toplantiya katilanlarin yas ortalamasini bilmiyorum ama cok sayida genc katildi.
Bu da gelecek icin umit verici bir sey.
Findhorn’dan May East’in bir sozunu hep animsarim: “eglenceli degilse surdurulebilir degildir”
GEN toplantilarina katilanlardan yetenekleri olanlar cok. Temponun dustugu noktada birlikte
soylenen bir sarki, birlikte oynanan bir oyun hem tempoyu yukseltiyor, hem de kaynasmayi artiriyor.
Konferansin bir bolumu Open Space-Acik alan teknigi kullanilarak yapildi.

Seneye GEN toplantisina ev sahipligini Schwein Alp isimli bir ekokoy ustlendi. Isvicrede daglik bir yerde
yapilacak, resimlerinden harika bir yer izlenimi var.Bu seneki toplaniya da yine İsvicreden baska bir Ekokoy talipti.
Ama fiyatlar cok yuksek cikinca son anda GEN toplantisi Krishna Valley’e kaydi.
GEN’in kurulusunun 20. yili olan 2015 senesin icin toplantinin
GEN’in dogdugu Findhorn’da yapilmasi onerisi geldi

Zaman da nasil geciyor, 20 sene dile kolay, kimler geldi, kimler gecti bu surecte.
Aslinda 20. yil icin guzel bir seyler planlamak gerek.

inci

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.