Surdurulebilir Yasam Filmleri Festivali

Merhabalar

2,3,4 Aralik Tarihlerinde Istanbul’da Surdurulebilir Yasam Kollektifinin duzenledigi Surdurulebilir Yasam Filmleri Festivali vardi. Biz de Ali ile Findhorn Ekokoyunun anlatildigi “Turning Point” filmini tercume ettik. Bu film cumartesi gunu gosterildi. Arkasindan Bugday Dernegi Kurucusu Sevgili Victor ile olumunden once yapilmis bir program paylasildi.
Victor’u sahneden canlanmis gormek ne guzeldi, onu cok ozluyoruz. Daha sonra da Deniz Dincel, Ali Gokmen ve ben Guneskoy, Ekokoyler, EDE, surdurulebilirlik ve benzeri konulari kapsayan bir sohbete katildik.

Su, permakültur, enerji, tohumgıda, arilar ve benzeri 17 filmin gosterildigi festival gerek katilim, gerek filmlerin secimi, program hazirlanmasi ve benzeri yonlerden cok basariliydi.

Bu sirada cok sevdigimiz dostlari da gorebildik.

Festivalin Ankara’da da yapilabilmesini cok isteriz.
Bunca emegi gecenlere coook tesekkurler.

inci

ODTÜ’nün Çınarları

Merhabalar,

Kemal Kurdaş’ın bir konuşmasında ODTÜ’deki çınarların hikayesini dinlemiştim. Taa nerelerden sökülüp dikilen (ağaçlar dikilir, ekilmez) binlerce çınar fidanı. Kurdaş ilk sene sonunda telaşlanmış bunları söküp getirdik ama büyümüyorlar” deyince, sevgili Alaaddin Egemen bir tane çınarın dibini kazmış ve ağacın aşağı doğru kök saldığını görmüş. O zaman rahatlamışlar, meğer ağaçlar yerlerini sağlamlaştırıyorlarmış demişler. Bilmiyorum bu çınarlardan kaç tanesi yaşıyor? Ama ODTÜ 3 büyük çınarını, Kemal Kurdaş, Behruz Çinici ve Alaaddin Egemen’i 2011′de yitirdi. ODTÜ, Ankara ve hatta Türkiye bu insanlara çok şey borçlu. Koca bir orman, onlarca bina, her yıl buradan keyifle okuyan ve mezun olan binlerce genç, bizler için güzel bir çalışma ortamı… Tıpkı çınarlar gibi çok kuvvetli bir temel. Şüphesiz daha pek çok şey söylenebilir
Ne yazsam az.

Hepsi nur içinde yatsınlar, neredelerse eminim nereye hangi ağacı dikelim sohbeti yapıyorlardır

Hep sevgiyle hatirlyacağım onları

inci gökmen

ODTU’de Yaya Olmak

ODTU’nun harika dogasinda yaya olmak da bazi noktalarda hala cok harika. Kopek korkusu olmazsa Yalincak tarafi oyle zengin ki, doga her adimda degisiyor ve size yeni bir seyler sunuyor. Her mevsimde de farkli seyler buluyorsunuz.

Bolumlerin yogun oldugu bolgelere, araclarin olmadigi kisimlarda ders cikisinda bir yogunluk oluyor sabah erken saatlerde ve ama aksam 6′dan sonra oralarda yurumekte harika.

Gel gelelim ODTU’de trafikle karsilastiginiz noktalar tam bir felaket. Ardi arkasi kesilmeyen araclar, yaridan cogunda tek surucu var, sonra 2 kisili araclar, tek tuk de 3 kisinin oldugu araclar geciyor. Tabii sizin herhangi bir noktada karsidan karsiya gecmeniz cok guc. Yaya gecidinde bile ezilme riskiniz var, araclar yayalara yol vermiyor, daha kotusu bir tanesi yol verirken yanindan baska bir araba uzerinize araba suruyor. Aman dikkat! Yabanci konuklari da yaya gecitlerinde ozellikle uyarmak gerek.
Universitemiz “Yaya Oncelikli Universite. Tarfigin cok yogun oldugu saatlerde (sabah, ogle, ve aksam belli saatler) yaya gecitlerinde gorevliler olsa ve trafigi ara ara kesip yayalarin gecisine yardimci olsa cok harika olur.

Universitemize her gun kac arac giris -cikis yapiyor bu biliniyordur. Tabii ne tur araclar giriyor, ne icin geliyor, ne kadar kaliyor bunlar da onemli. Verilen tasit pulu sayisi bir hayli cok. Ama bu kadar arac bollugu park yeri yetmeme sorununa neden oluyor. Oysa bir aracta 4-5 kisi birlikte seyahat edebilir. Hatta Kanada da yaygin olan araba paylasimi bile ODTU’de basliyabilir. Amerika’da pek cok eyalette karayolunda birden fazla kisi oldugunda tercihli yol kullanma hakki veriliyor. Cezalandirma degil tesvik yollari bulunamaz mi? Aslinda araba satin almayip araba paylasmak, parca onarim isleriyle ugramamak, daha az benzin tuketip havayi daha az kirletmek de cok onemli oduller. Hem de gelecek nesilleri de etkileyecek oduller.

ODTU’de yil boyu bazi gunlerin aracsiz gunler olmasini cok isterim. Boyle gunlerde ODTU ne kadar sakin ve huzurlu olur. Aslinda yurumenin de cok buyuk kisisel odulleri var, hem fiziksel hem ruhsal sagliga cok olumlu etkileri oluyor. Ne zaman kafama bir sey takilsa kisa bir yuruyus yapabilirsem donuste sorun bitmis, cozum bulunmus donerim. Doganin onarici gucune guvenirim ve mutlaka ise yarar..

Tabii ODTU’de yaya olmak kadar bisikletli olmak da onemli. Onlarin da benzer sikayetleri oldugunu saniyorum. Her bolumun ve yurdun onunde bisikletleri yagmur ve kardan koruyacak ustu kapali estetik bir bisiklet parki olsa ne guzel olur. Bazi belediyeler kartla kiralanan bisiklet uygulamasina basladi. Bisikleti bir duraktan al, baska bir parkta birak.

Ama en buyuk hayalim de su kapimizin onunden gececek metronun tamamlanmasi. Eskisehir yolunda o kadar cok universite, okul, kurum ve is yerleri var. Ve metro harika bir ulasim araci, temiz, hizli. Ogrenciler ve calisanlar kapiya kadar metroyla geliyorlar. Metrodan inınce cesitli secenekler; guzel yaya yolu, bisiklet yolu, monorail, olmazsa mini tren, hatta fayton, hic arac yok. Donuste de benzer araclarla kapiya donus.

Metro 10 seneyi gecti tamamlanmiyor. Artik bakanlik sorumluluguna gecti. Aslinda guvenli, temiz ve ucuz ulasim belediye eliyle saglanmali. Bireysel araca mahkumiyet bu sorumlulugu kisilere yuklemek oluyor. Ankara’nin trafigi ODTU’den bes beter. Bir suredir hic bir yere acil ulasamazsiniz, her saat Eskisehir yolu tikaniyor.

Surdurulebilir ODTU Projeleri arasinda ODTU’nun trafigi, ve atiklar konusunda basvurular cok fazlaydi. Rektorluk bu gencleri ve ilgili, katki koyabilecek mensuplari bir araya getirse ve onemli konularda somut cozumler uretilse cok guzel olmaz mi!!! Bu da hepimize cok buyuk bir odul olur. Aslinda ODTU pek cok seyde onculuk etmektedir. Bu konular ODTU’de cozuldugunde diger universitelere de yayilacaktir. Ulkenin onemli sorununun cozumune katki koymak da ODTU’ye en buyuk odul olacaktir.
Sonbaharin tadini cikarin ODTU’de bol bol guzel yuruyusler yapin derim.

inci

ODTU’de yollar ve Eymir Gölü

ODTU’den yollar geçirmek ve Eymir Gölünü Belediye’ye gecirme fikirleri Büyükşehir belediyesinin
bir kaç senede bir tekrarladığı motifler oldu.
1993 yılında şu an ODTÜ Mezunlar Derneği ile sınır oluşturan yerden bir yol geçmesi için
Karayollarına bir kısım verilmiş. ODTÜ’den çıkınca İstanbul yoluna giden Anadolu Bulvarina islerlik kazandirmak icin bu yol onerilmis. Ama belediyeye gore ODTU’den baska yollar da gecmeliymis!!

Aslinda yetmeyen yollar degil, korkunc bir sekilde cogalan araclar. Araçların pek cogunda da tek surucu var. Eskisehir yolu daha 2006 yilinda genisletildi ama o yolla sehire gitmek bazen bir saati geciyor. Sanirim Ankara’da  pek cok yol da benzer durumda, o nedenle ucunun tam olaak ta nereye bağlandığı belli olmayan Anadolu Bulvarı kararı bile gözden geçirilmeli. Bu yolun mevcut hali tıklım tıklım arac dolu. Yol mezunlar Dernegi, ODTU’nun  yanısıra Yuzuncu Yil, Karakusunlar, Cigdem Mahallesini de son derec olumsuz etkiliyecek.

Ote yandan 10 sene once baslayan bir metro insaati var ki bir turlu bitmiyor. Sonunda bakanliga devredildi, ama bunun disinda Ankara’da 2 yarim hat daha var ve bakanlik Cayyolu metrosuna oncelik vermiyecegini acikladi. Oysa Belediye sayfalarinda bu hat yuzde yuz tamamlanmis gosteriliyor ve gunluk yolcu tasima kapasitesi 460 000 kisi, diger 2 hattin toplami kadar. Bu hatta ve yakın mesafede ODTU, Bilkent, Baskent, Hacettepe-Beytepe, baska okullar, kamu kurum ve kuruluslari, hastaneler var. Yani gercekten yuksek yolcu potansiyeli olan bir hat. Evet biz metronun en kısa zamanda tamamlanmasini istiyoruz.

Bunu isterken de ODTU’luler olarak kendimize de ceki duzen vermeliyiz. Biz tek kisi tek arabayla gelelim, herkes basinin caresine bakmali diyemeyiz. Yurtdisinda ornekleri olan araba klupleri, araba paylasimlari toplu tasima yaninda uygulamaya baslamali. Tabii yaya ve bisikletli ODTU de herkese ornek olur. Monorail sistemi metroyla entegre olarak tamamlansa hic aracsiz ODTU bile mumkun olur. Surdurulebilir ODTU Yerleskesi yarismasinda cok sayida ulasim sorunuyla ilgili proje onerisi vardi. Universite Yonetimi bu projeleri yapan gruplari bir araya getirse ve somut eylemler ciksa harika olur

Surdurulebilir ODTU proje yarismasinda Eymir Golune iliskin de cok guzel projeler vardi. Ne olur bu projeleri yapan genclerle birlikte Eymir icin bir seyler yapilsa. Gol gercekten harika ve cok huzurlu.  Keske giriste buyukce bir park yeri olsa ve iceriye hic arac sokulmasa, sonra da artik fayton mu olur, bir ufak tren mi olur, insanlar gole tasinsa sonra da araclarina geri getirilseler, hafta sonlari ucretli otobus seferleri bile duzenlenebilir. Ama golun kullanim kurallari konulup cok iyi takip edile kosuluyla.

Ogrencilerimize dogayi sevdirecek etkinlikleri de dusunup planlayabiliriz. Neyse ki doga dostu ogrenci topluluklari var, uyeleri cok aktifler ve bu islere kafa yoruyorlar. Sanirim ODTU’ye yonetim, mezunlar, calisanlar, ogrenciler ve hatta ogrenci aileleriyle birlikte   sahip cikma zamani geldi.

Evet ben nelere evet dediğimi biliyorum. En basta Dogaya,  temiz ODTU’ye, toplu tasimaya, ve de METRO’ya evet. ODTU’yu seviyorum, METRO tamamlansin istiyorum.

 

inci

Doğal tarıma doğru

Merhabalar
Uzun zamandır bloğa yazmadığımı farkettim. Bilmiyorum burada ki yazılar kimlere ulaşıyor. Umarım birilerinin hayatında küçücükte olsa bir farkındalık oluşturuyordur. Bu sitede yazılan pek çok yazının çok değerli olduğunu söylemeden geçemicem.

Şu sıralar size okuduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Ekin sapı devrimi (Masanobu Fukuoka).Kitapta doğal tarım uygulamalarından ve elde edilen başarıdan bahsediliyor. Fukuoka bunu çok güzel anlattığı içinde keyifle okuduğum bir kitap. Aslında herşeyi doğal haline bırakmak, yani hiçbirşey yapmamak o kadar kolay ki…Doğa zaten herşeyi çözüyor. Yapmamız gereken tek şey doğayı yakından gözlemlemek, doğadaki ilişkileri anlamak. Herşeyin cevaı orada. Ama şu anki tarımla daha çok gıda elde etmeye çalışırken toprağı kaybediyoruz. Dünyanın şuanda aslında karşılaştığı en büyük ve aynı zamanda en çok göz ardı ettiği sorun, TOPRAĞIN KAYBEDİLMESİ…Kullanılan suni gübreler ve kimyasallarla suları kirletiyoruz, balıkları öldürüyoruz, faydalı canlıları kaybediyoruz ve en önemlisi toprağı öldürüyoruz. Peki bu sistem neden böyle devam ediyor? Neden hükümetler çözüm bulamıyor? Fukuoka bunu kitabında çok güzel açıklıyor, ve malesef birşey yapamamak insanın içini acıtıyor.

“Ancak büyük bir sorun vardı. Eğer mahsuller, tarım kimyasalları, makinalar ve suni gübreler kullanılmadan yetiştirilseydi, dev kimya şirketleri gereksiz hale gelir, devletin tarımsal kooperatifler ajansıda çökerdi.Kooperatifler ve modern tarım politikalarını belirleyenlerin suni gübre ve tarım makinaları alanındaki büyük sermayeli yatırımlara bağlıdır. Makina ve kimyasalların bırakılması, ekonomik ve toplumsal açıdan topyekün bir değişim getirecekti.Bu nedenler kooperatiflerin ve devlet yetkililerinin açıkça kirlenme sorununu halletmek için önlemler alınması açısından birşeyler söylemelerini hiç mümkün görmüyordum.”

durum umutsuz gibi görünse de, doğal tarıma geçmek için çok güzel adımlar atılıyor, permakültür çalışmaları gibi… Tohumlar yavaş yavaş yayılıyor. Gerçek gıda için mücadeleye devam…

Güliz

Surdurulebilir universite

Merhabalar

ODTU Toplum ve Bilim Merkezinin British Council destekleriyle duzenledigi “Surdurulebilir Universite” proje yarismasinda birinci olan ekipten Guliz Karaaslan’in yazisini kopyaladim.
Proje ReReRe-Reduce, Reuse-Recyle kelimelerinden esinlenmis ODTU’de atiklardan kurtulmak, azaltmak uzerine bir proje. Toplam 16 basvuru vardi. Bunlardan 7 tanesi ulasim sorunlari-bisiklet ve benzeri konularda, 3 tanesi atiklarla ilgili, 3 tanesi ODTU’de meyva, cicek, gida ormani ile ilgili, 3 tanesi biyocesitlilik, Eymir, Planlama konularindaydi. Projelrin hepsi harika ve cok yogun emek urunu. Gonlumden gecen rektorlugumuzun benzer baslikta proje yapan gencleri bir araya getirerek saglanacak imkanlarla projelerini hayata gecirmelerine olanak tanimasi. Bu hem ODTU’yu daha surdurulebilir kilar, hem de ODTU’nun surdurulebilirligine katki koyan genclere muthis bir ivme verir. Tabii gizli bir artisi da ODTU’nun onculugu. Diger universiteler bunun benzerlerini kendi yerleskelerinde uygulamaya baslar.
Burada tum emegi gecenlere, Toplum ve Bilim Merkezimize, ve katki koyan tum kurum ve kuruluslara da cok tesekkur etmek gerek. Tabii bu etkinligin surdurulebilirligini de dusunmek sart. Simdiden seneye ne yapilacak planlamak gerekecek.
Sizi ReReRe yazisiyla basbasa birakayim
———————————-

Yaklaşık 1 ay önce, 3 arkadaş, ODTÜ Toplum Bilim Merkezinin düzenlediği “Sürdürülebilir ODTÜ Yerleşkesi” yarışmasına katıldık. British Council da yarışmanın birincisi olacak grubu İngiltere’deki sürdürülebililir kampüs uygulamalarını gözlemleme ve bu üniversitelerle işbirliğimizi geliştirme çerçevesinde bir İngiltere seyahati ile ödüllendirecekti.

Üçümüz de ODTÜ’de farklı bölümlerde yüksek lisans ve doktora yapıyorduk; fen ve matematik eğitimi ve inşaat mühendisliği. Toplam 16 proje başvurusunun yapıldığı yarışmada ön elemede başarılı olarak önce ilk 3’e kaldık. Finalde ise projemizin sunumunu yaptık ve birincilik ödülünü kazandık.

Peki projemizin içeriği neydi, “sürdürülebilir yerleşke” kavramını ne kadar karşılıyordu?
Projemizde atık yönetimi konusunu ele aldık. Çalışmamızda ODTÜ’de atıkların azaltılması, yeniden kullanılması ve son olarak geri dönüştürülmesi yani 3R (Reduce, Reuse, Recycle) yaklaşımını benimsedik. Böylece projemiz adını “ReReRe ODTÜ” koyduk. ODTÜ’deki atıkların rahatlıkla kontrol edilebilmesi, azaltılması ve değerlendirilmesi ile işlerin yönetilebileceği bir “atık merkezi” oluşturulmasını önerdik.

Projemiz, kampüste kompost çalışması, geri dönüşüm kutularında yenilik, yeniden kullanım atölyesi, ikinci el pazarı ve farkındalık yaratma çalışması olarak 5 aşamadan oluşmakta.

“Kompost çalışması” ile organik atıkların yeniden değerlendirilip gübreye dönüştürülmesi ile hem ekonomiye hem çevreye katkı sağlanacağını düşündük.

“Geri dönüşüm kutularında” yenilik yapılması ile kaynağında ayrıştırmanın önemine değindik. Plastik, kağıt, teneke ve camın ayrı ayrı toplanması için farklı renkli geri dönüşüm kutuları tasarladık.

“Yeniden kullanım atölyesi” ile geri dönüştürülebilir atık malzemeden yeniden kullanılabilecek ürünler elde edilebileceğini ve

“İkinci el pazarı” ile kullanmadığımız eşyaları üniversimizde arkadaşlarımızla paylaşabileceğimizi vurguladık.

Tabi bütün bu çalışmaların gerçekleştirilebilmesi için kampüs içerisinde öğencisinden öğretim elemenına herkesin farkındalığını ve duyarlılığını artırmak için “farkındalık çalışmaları” yapılması gerektiğini de unutmadık. Bunun için, Radyo ODTÜ’de atık programı, sürdürülebilir ODTÜ öğrenci topluluğu kurulması, “Haydi ODTÜ’lüler Temizliğe” kampanyası projemize yansıttığımız fikirlerimizden bazılarıydı. Bu çalışma ile atıkların kontrol edilmesi ile doğayla uyumlu, sürdürülebilir bir kampüs ortamı oluşturarak ve ekolojik ayak izimizin azaltılmasını hedeflemekteyiz.

Umuyoruz ki projemiz üniversitemizde hayata geçer ve ODTÜ sürdürülebilirlik çalışmalarını başarıyla yürüterek Türkiye’nin ilk sürdürülebilir kampüsü konumuna gelerek diğer üniversitelere de örnek teşkil eder.

Yarışma kapsamında British Council’ın bize birinci olduğumuz için sunduğu “İngiltere seyahati” fırsatı sayesinde Temmuz 2011’de, İngiltere’deki sürdürülebililir kampüs uygulamalarını gözlemlemeye ve bu üniversitelerle işbirliğimizi geliştirmeye gideceğiz. Bu yarışma fikriyle gelen ODTÜ Toplum ve Bilim Merkezi’ne ve İngiltere’deki uygulamalarını öğrenmemizi destekleyen British Council’a, bu yarışmada emeği geçen herkese çok teşekkürler…

Sürdürülebilir bir dünya dileğiyle…
ReReRe ODTÜ grubu adına Güliz Karaarslan

Şenlik 1979

İnci Hocanın şenlik yazısını okuyunca, bir video arşivinde denk geldiğim bir şenlik videosu aklıma düştü.

1979 – ODTÜ Bahar Şenliği

Mayıs ayı (2 Hafta)
20 bin kişilik Sevgi Çemberi
Konserler
20 Ülkeden Gençlere ait Standlar
Panayır Alanı

Açıklamaya göre, bu şenlik, ODTÜ Öğrencileriyle, öğretim üyelerini, idari personeli, Ankara’daki idari misyonları ve Ankara halkını kaynaştırmak ve bir araya getirmek için düzenlenmiş. Tamamen öğrenciler tarafından organize edilmiş.

https://www.facebook.com/video/video.php?v=10150176308033218&oid=141191919235439

surdurulebilir odtu???

Surdurulebilir ODTU’ye epeydir yazmadigimi fark ettim.

Yine bir şenlik zamani geldi. ODTU’de şenlik=gürültü+çöp+sınırsız alkol+ticaret+..+…+…
demek mi?

Tabii ki olmamalı. Ben eğlenceye karşı birisi değilim ama öğrencilerimizin çok daha yaratıcı etkinlikler düzenliyebileceklerini gördüm. Ben tanığım ve bu tanıklıklarımı paylaşmalıyım diye düşünüyorum.
Şenlik Uluslarası Gençlik Topluluğunun girişimiyle başlamış ve büyük ölçüde onların katkılarıyla sürmüştü. Uluslarası niteliği de yüksekti. Çeşitli uluslardan öğrenciler kendi ülkelerinin müzikleriniçalar, dans eder, ülkelerini tanıtırdı. Kampus çevresinde öğrencilerle insan zinciri denemesi bile yapmıştık. Yiyecekler de ev yapımı pasta, börek, çörek ve benzeri şeylerdi. Şenliğin ticari boyutu hiç yoktu. Atık üretimi sanırım önemsenmeyecek boyuttaydı.

Umarım zamanla daha yaratici, sakin, ticari olmayan şenlikler yapılır.

Üniversitemizde Sürdürülebilirlik konusunda bir de fikir yarışması yapıldı. Yarışma 17 Mayıs pazartesi günü saat 17de yapılacak sunumlarla sonlanıyormuş. Bu çok heyecan verici, umarım bu projelerin bir kısmı hayata geçirilebilir ve ODTU’nun surdurulebilirligi konusunda bir adim atilmiş olur.
Yazimin devamini pazartesiden sonra yazacagim. Vakti olanlar KKM’ye gelip bu projeleri gorup esinlensinler, tabii umalim ki bu tur yarismalar da surdurulebilir, seneye yine cok sayida katilim olur, uygulamalar yapilir…ve GUZEL ODTU’muz surdurulebilirlikte de diger universitelere onculuk yapar

Şüphesiz ki Küresel Isınma!!

Küresel Isınmaya hala inanmayanlar var m acaba? Günümüzde yaşanan iklim felaketleri (Avustralya ve Brezilya örneği), bu sene en ılık kışın yaşanması…. Aşağıdaki haberde birlemiş milletler kesinlikle küresel ısınma olduğunu söylüyor.
Peki hükümetler, bireyler ne yapıyor? Kyoto’nun süresi seneye doluyor? Peki ya bundan sonra ne olacak? İlla yanı başımızda bir felaket olmadığı sürece önlem almıyoruz. Bu felaketler bizim gözümüzün önünde olmuyor ya, şuan herşey yolunda. Yavaş yavaş kaynayan suyun içinde öylece umarsızca duran bir kurbağa gibi yaşama devam ediyoruz..
Sadece iyi dileklerde bulunmayalım, önce kendimizden başlayarak harekete geçelim. Thoreu’nun yüzyıllar önce dediği gibi, ” Can sıkıntısına gazel yazmak değil amacım, sabah tüneğinde dikilip böbürlenerek öten horoz gibi kuvvetle haykırmak istiyorum, komşularımı uyandırsam yeter”.

http://www.ntvmsnbc.com/id/25173787/

Güliz

Biten sene

Acısıyla, tatlısıyla 365 günü bitiyor 2010 senesinin de. Ali ile cumartesi günü Allianoi icin Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesinin düzenlediği Allianoi etkinliğinde konuşmacıydık. Orada bu konuda güzel bir resim ve karikatür sergisi de vardı.
Ali bu sergiyi ODTÜ’de açmayı önerdi ve bununla ilgili katılımcıların düşünsel katkılarını istedi. Güzel katkılar geldi. İnşallah 2011′de birlikte böyle bir etkinlik düzenliyebiliriz. Tabii önemli olan Allianoi’un sürdürülebilirliği..

Sizlerin bu konuda katkı ve katılımlarıyla etkili şeyler yapmayı çok isteriz.

barış ve sevgi dolu 2011 dileklerimle

inci

Takdir-Şükran-memnun olmak

Hafta sonu bir Farkındalık-Vipassana çalışmasına katıldım. Öğretmenimiz Avustralyalı Jeff Oliver idi. O farkindalik icin 2 seyin onemini vurguladi. Bunlari yaparken bahce icin hazirlik yapmak benzetmesi yapti. “Bahceye yeni tohum ya da cicek ekmeden once bahceyi hazirlariz. Bahceyi hazirlayip yabani otlardan temizledigimizde bahceye ektigimiz cicekler, bitkiler kendiliginden cok guzel sekilde gelisirler, buyurler” dedi. Bunlara bahcede tanık olan birisi olarak bu benzetme cok hosuma gitti.

Bu bahceyi hazirlamak icin yapacagimiz iki sey ne peki? İlki appreciation-takdir, şükran, memnuniyet. ikincisi affetmek.
Bu yazim takdirle ilgili. Daire seklinde oturuyorduk. Oturdugumuz yerde birlikte bir oyun oynadik. Kurallar cok basit. herkes sırayla ve tek bir sözcükle bir seyi, ya da bir kişiyi takdir edecek, ama bunu yaparken gruptaki digerlerini dinleyecek ayni seyi tekrarlamiyacak. Jeff bunu yaparken icimizde o takdir ettigimiz seyle ilgili seylerin degisecegini, olumsuz dusuncelerin olumluya donecegini, hatta belki beyinde yeni olumlu baglantilar kurulacagini soyledi. Mumkunse bunu birden fazla tur yapmak iyi olurmus. Bu harika bir sey, gercekten ben bu satirlari yazarken bile kafamdan takdir ettigim oyle cok sey geciyorki . Parmaklarim, surdurulebilir ODTU, bunu baslatan sevgili Onur, ODTU, Ali, Onur(oglum), listedeki diger sevdigim kisiler….
Hey icim sicacik oldu, gulumsemek geliyor tum bunlari tek tek dusunurken!!

Dun Hisarkoy’un Muhtari İbrahimİn esi Fatma Hanim esinin köyün su deposunu temizletip icini fayans dosettigini ama bu surecte bir kac gun su gelmeyince koylulerin bazilarinin kendilerine dusmanca tavirlar aldigini ve bunun kendilerini cok uzdugunu benimle paylasti. Pek cok iste ben de buna tanik oluyorum. Yapilan guzel seyleri zaten olmasi gereken seyler diye dusunuyoruz, hic takdir etmiyoruz, ama hosumuza gitmeyen bir konuda agzimiz hic bos durmuyor. Yani elestiride cok comertiz, ama takdirde son derece cimri. Suphesi hic elestirmeyelim demiyorum. Ama biraz da takdir etmeyi denesek. Bu duyarsa karsimizdakine iyi gelebilir ama duymasi da gerekmiyor bu dusunce bizim icimizi isitiyor, bizi iyilestiriyor.

Hadi bakalim bir deneyin derim,tek basina, ya da arkadaslarla…

sevgiler

inci

14 cm’lik çinekop almayın!!

Aşağıdaki haberde tüketiciler için bir çağrı var. 14 cm’lik henüz yumurta vermeyen çinekop almayın diye.
Denizlerde balıklarımız günden güne azalırken, dikkate almakta fayda var diye düşünüyorum..

İş başa düştü!”
Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar kurucu lideri Defne Koryürek “iş başta düştü!” dedi ve bir çağrıda bulundu.

“Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın Boğaz’ı gırgır avına açmasının tasası giderilemeden, size bir haberim daha var, malesef: Karadeniz’de ve Boğaz girişinde gırgır tekneleri çinekop çekmeye başladılar, bu hafta itibarıyla balık tezgahlarında ve lokantalarda boy gösterir artık.

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı 14cm’lik çinekopu yasal av kabul ediyor, biliyorsunuz. Dolayısıyla yasanın takipçisi Sahil Güvenlik de bildiği halde durumu ve kampanyamızın haklılığını teslim ettiği halde tüm toplantılarda… Yasa 14 cm’i kabul ettiği için “çinekop avlanıyor burada” diye şikayet edeceğimiz hiç bir merciimiz yok!

Balıkçımız da ne zamandır bereketli bir av beklemekte ve bir yandan küresel ısınmanın etkisi, bir yandan azalan av kaynakları ve diğer yandan da üzerindeki borcun baskısı… Ona güvenme, avlamamasını isteme imkanımız da yok!

Oysa biz biliyoruz ki, 14 cm’lik çinekop henüz yumurta bırakmamış lüferdir ve lüferin soyu da tükenmekte!

Dolayısıyla iş gene bize düşüyor dostlarım:

- Gittiğiniz her yerde lüferin yavrusuna çinekop ve sarıkanat dendiğini vurgulayın.
- Sağ elinizin karışını açın, ölçün. metre her daim taşıyamazsınız ama elinizle göz kararı da olsa ölçebilirsiniz size sunulan balığı: 24 cm’in altında lüfer balığını almayın, yemeyin.
- Tezgahında iri lüfer gördüğünüz balıkçıyı, sarıkanat ve çinekop satmayan lokantacıyı onurlandırın, alış verişinizi ondan yapın, dostlarınızı ona yönlendirin, destek çıkın
- Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na bir soru dilekçesi gönderin: “Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar hareketi 14 cm’lik çinekopu avlamaya devam ettiğimiz taktirde lüferin soyunun tükeneceğini söylüyor, Tarım Bakanlığı bu konuda bir çalışma yapıyor mu?” diye sorun.
- Bugün tanesi 5 liraya gelmeyen çinekop, tanesi 35 liralık lüferin yanında “ucuz” görünebilir, ama o canım balığın çinekop haliyle 5 lira, bir yıl sonra lüfer halinde ise 35 lira geldiğini unutmayın. çinekop yemeyerek hem lüferin soyuna, hem balıkçımızın kazancına, hem de doğamızın sürdürülebilirliğine katkınız olduğunu herkese anlatın.

Ucuz bir çinekopa çocuklarımızın lüferini sattırmayalım!

İş gene bize düştü dostlarım.
Dolayısıyla hadi!
İş başına…

Biz de balıkçımız da lüfere hasret kalmayalım!”

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.